Farid Farjad, 1938 yılında İran'ın Tahran kentinde dünyaya geldi. 1966 yılında Tahran Müzik Konservatuar’ında klasik müzik üzerine mastır yaptı. Daha sonraki dönemde Tahran Senfoni Orkestra’sında bir çok görev aldı aldı.Fars Halk Müziği’nde çok derin bir birikime sahip olan Farjad, keman ile batı klasik müziği üzerinde de çalışmalarda
Facebook'a büyük bir rakip olacak hatta facebook'u bitirecek diyebileceğim google + artık yayında. Gerçektende siteyi incelediğimizde ne kadar harika bir sistem yaptıkları belli oluyo. Kullanımı oldukça kolay ve çok fazla özellik var Herkese tavsiye ederim.
Buradan giriş yapabilir yada üye olabilirsiniz.
Eğer gmail hesabınız varsa direk oalrak gmail hesabınızla giriş yapabilirsiniz.
Kürt hareketi osmanlı kurtuluş savaşı dönemindeki Atatürk politikasını uyguluyor ve malesef bizi çok büyük bir felaket bekliyor. Bizim siyasetçilerimiz herşeyi kürt milleti için yaptıklarını dile getiriyor ama malesef ubu zamana kadar kürtler için yaptkları hiçbir şey yok. Tek işleri var kürt gençlerimizn temiz duygularıyla oynayıp siyasi rant sağlamak. tüm bölgemize bakarsanız kürt siyasetçilerimizin bizler için somut bir ürününü bulamazsınız. Kürt milletini yıllarca Türk hükümeti sömürdü, şimdi ise BDP sömürüyor malesef. Bizler aydın kürtler olarak bunu dile getirmemiz lazım... Allah yardımcımız olsun..
Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştiren en önemli isimlerden Kazım Karabekir Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında tarihten silinir. Mustafa Armağan'ın Timaş'tan çıkan yeni kitabı "Kazım Karabekir'in Gözüyle Yakın Tarihimiz - İstiklal Savaşı'nın İç Yüzü" yakın geçmişimizle yüzleşme sürecine ciddi anlamda katkı sağlayacak nitelikte. Armağan kitabında onun yaptıklarının ve yaşadıklarının izini sürüyor

İnkılap tarihlerimizin neden "Tarih" sıfatını hak etmediğini anlamak için Kâzım Karabekir Paşa'nın hayatına bakmak yeterli olacaktır. Sadece birkaç fersiz cümlede geçer ismi. Resmi bile son yıllara kadar ders kitaplarında hemen hiç yer almazdı. Hatta bazılarına kalırsa "rejim düşmanı, Hilafetçi ve hain"di. İyi ama ne yapmıştı Paşa bu hakaretleri hak etmek için?
Karabekir Paşa'nın askeri ve siyasi hayatında haksızlıklara uğraması yetmiyormuş gibi, tarih kitaplarından da emekleri silinmişti. Doğu Cephesi'nde zafer üstüne zafer kazanarak makûs talihimizi yenen Paşa, Sevr'i yırtan ilk antlaşmanın altına imza atmıştı. Savaş sonunda adına "Şark Arslanı" diye posterler basılıyor, özellikle Doğu'da savaşın gerçek kahramanı sayılıyor, adı efsaneleşiyordu.
Ne olduysa savaş sonunda oldu ve Karabekir önce ordudan uzaklaştırıldı, derken Meclis'te mücadele ederken görüldü, sonra partisi kapatıldı ve ertesi yıl İstiklal Mahkemesi'nde idamla yargılandı. Gözetim altında tam 13 yılını geçirdi. İstiklal Savaşı'nı birlikte başlattığı ve en zayıf anında "Emrinizdeyim Paşam" diye desteklediği Mustafa Kemal Paşa ve çevresinin tanınmaz hale gelişine eserleriyle muhalefet etti.
İstiklal Savaşı'nı kardeşlik duygularıyla birbirlerine bağlı bir kadro vermişti. Ancak asıl savaş bundan sonra başlamış, iktidar rüzgârı, İstiklal Savaşı'nın İlk Beş'inden dördünü idam sehpasının önüne fırlatmıştı. Suçları neydi? Muhalefet etmek. Peki savaşı esaretten kurtulmak için yapmamışlar mıydı? Şimdi de hem kendi haklarını, hem de milletin haklarını savundukları için darağaçlarının gölgesinde bir hayata mahkûm ediliyorlardı.
İşte herkesin sustuğu bir zamanda Karabekir tek başına muhalefet bayrağını açtı ve basının önüne çıktı. İstiklal Savaşı'nı sanki sadece Mustafa Kemal Paşa yapmış gibi anlatılıyordu. Oysa Karabekir Paşa diyordu ki: "Onu Anadolu'ya gelmeye ben ikna ettim. Hatta bir ay önce, 19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım..."
Karabekir, Mustafa Kemal'in önce Bolşeviklik daha sonra ise Amerikan Mandası istediğini hatta bu niyetle Amerikan Senatosu'na bir mektup yazdığını anlatıyor.
Mondros Mütarekesi'nin Atatürk'ün yazdığı mektup sonucu imzalandığını da söyleyen Karabekir, Mustafa Kemal'in Milli Mücadele boyunca istikrarlı bir çizgi izlemeyip sürekli zigzaglar çizdiğini anlatıyor. Atatürk'ün bir diktatörlük hevesi içinde olduğunu Fevzi Çakmak'tan duyduğunu yazan Karabekir, kendisinin, Atatürk'ü mandacı düşünceden istiklal düşüncesine çektiğini de belirtiyor. Fevzi Çakmak'ın milli mücadeleye katılmadan önce Atatürk'ün hedefinde olduğunu ileri süren Karabekir, Mustafa Kemal'in Fevzi Çakmak'ı öldürmeyi planlayacak kadar ileri gittiğini de iddia ediyor.
Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi öncesi askeri üniforma giydiğini, delegelerin ise bunun hala padişaha sadakat anlamına geldiğini söyleyerek Mustafa Kemal'den üniformasını çıkarmasını istediğini anlatan Karabekir, Atatürk'ün delegelerin isteğine uyarak kongreye girebildiğini dile getiriyor. Mustafa Kemal'in milli mücadele fikrini sonradan benimsediğini söyleyen Karabekir, öncesinde Atatürk'ün padişahın hükümetinde bakan olmak amacında olduğunu dile getiriyor
DİYARBAKIR: Leyla Zana, Hatip Dicle, Nursel Aydoğan, Emine Ayna, Altan Tan, Şerafettin Elçi.
HAKKARİ: Esat Canan, Selahattin Demirtaş, Adil Zozani.
BATMAN: Bengi Yıldız, Ayla Akat.
VAN: Nazmi Gür, Kemal Aktaş, Aysel Tuğluk.
MERSİN: Ertuğrul Kürkçü.
MARDİN: Ahmet Türk, Gülseren Yıldırım, Erol Dora.
ADANA: Murat Bozlak.
SİİRT: Gültan Kışanak.
İSTANBUL: Mustafa Avcı, Sabahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Levent Tüzel.
BİNGÖL: İdris Balukan.
TUNCELİ: Ferhat Tunç.
MUŞ: Sırrı Sakık, Demir Çelik.
ŞANLIURFA: İbrahim Binici, İbrahim Ayhan
GAZİANTEP: Akın Birdal.
KARS: Mülkiye Birtane.
ARDAHAN: Yüksel Avşar.
ADIYAMAN: Veli Büyükşahin.
ŞIRNAK: Hasip Kaplan, Selma Irmak, F
esal Sarıyıldız.
Artık sınav merkezlerinin her sınavı skandal olmaya başladı. Mart 2011 de yapılan YGS sınavında sorular şifrelenip dağıtılmış. Nasıl mı? Abbas Güçlü'nün haberini veriyorum.
"Cevapları rakamsal olan sorularda bu şifreleme sisteminin hatasıza yakın uygulandığını gördüm. Sisteme göre cevap şıklarındaki rakamlar küçükten büyüğe göre sıralanıyor. Eğer çakışan varsa doğru cevap çakışan rakamın bulunduğu şık oluyor. Hiçbir rakam çakışmazsa doğru yanıt 'E' şıkkı olarak çıkıyor. Birden fazla çakışan varsa da cevap en küçük rakamın bulunduğu şık oluyor. Matematik testindeki 40 sorudan bu sistem uygulayarak 37 sorunun doğru cevabına ulaşılabiliyor. Ayrıca yanıtları rakamsal olarak verilen Sosyal Bilimler, Türkçe ve Fen sorularında da aynı formülü uygulayarak en az 50 soruyu daha rahatlıkla çözebilirsiniz.”
Ayla Varan, ayrıca bazı Türkçe sorularında da alfabetik şifreleme olduğunu tespit ettiklerini öne sürerek, "Öğretmen arkadaşlarımız sorular üzerinde çalışmaya devam ediyor” diye konuştu.
Artvin Sınav Dershanesi kurucularından Fahri Akyüz ise, bir velinin başvurusu üzerine sorularda yaptıkları incelemede şifreleme formülünü tespit ettiklerini öne sürdü. Akyüz, “Öğrencilerimizi bir yıl boyunca bu tür sınavlara hazırlıyoruz. Daha önce yaşanan onca olaydan sonra tedbirlerin alındığını görüyorduk. Ancak böylesi bir şifreleme ve formüle etme durumunun olacağını düşünmüyorduk. Öğrencilerin emekleri hiçe sayılmıştır. Tabi ki ÖSYM yetkililerinin konuya yanıt vermeleri ve açıklama getirmeleri gerekiyor” diye konuştu.
Şifreleme nasıl çözülüyor?
MATEMATİK testinde ağırlıklı olarak uygulanabilecek şifreleme yöntemini çözmek çok basit. 40 soruluk matematik testi bu yöntem sayesinde yaklaşık 10 dakikada çözülebiliyor. Şıklardaki rakamsal değerler o şıkkın altına küçükten büyüğe doğru yazılıyor. Eğer bir şıkta rakamlar çakışıyorsa doğru cevap o şık oluyor. Eğer hiçbir şıkta çakışma olmazsa genellikle E şıkkı doğru cevap olarak çıkıyor. Eğer birden fazla şıkta çakışma oluyorsa doğru yanıt rakamsal olarak küçük değerin bulunduğu şık oluyor.
ÖRNEK SORULAR
Matematik Testi 4’üncü soru:
2011-2010+2009-2008+...+3-2+1 işleminin sonucu kaçtır
A) 1004 B)1008 C) 1000 D) 1006 E) 1002
Formüle göre rakamları küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden sıralıyoruz. Yeni sıralama:
A) 1000 B) 1002 C) 1004 D) 1006 E) 1008 şeklinde oluyor.
D şıkkında 1006 rakamı çakıştığı için doğru yanıt D şıkkı olarak işaretleniyor. Cevap anahtarında da 4’üncü sorunun yanıtı D şıkkı olarak veriliyor.
Matematik Testi 13’üncü soru:
Üç basamaklı bir doğal sayının sağına 3 yazılarak dört basamaklı A sayısı, aynı sayının soluna 2 yazılarak dört basamaklı B sayısı elde edilmiştir. A+B=9967 olduğuna göre üç basamaklı sayının rakamlarının toplamı kaçtır?
A) 12 B) 9 C) 15 D) 13 E) 11
A) 9 B) 11 C) 12 D) 13 E) 15
Rakamları bu şekilde küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden yerleştiriyoruz. Bu soruda da D şıkkında 13 rakamı çakışıyor. Doğru yanıt cevap anahtarında da D şıkkı olarak veriliyor.
Matematik Testi 22’inci Soru:
Bir işi 5 kadın işçi 20 günde, 5 erkek işçi ise 30 günde bitiriyor. Buna göre, 2 kadın ve 2 erkek işçi aynı işi birlikte kaç günde bitirir?
A) 50 B) 30 C) 45 D) 40 E) 20
A) 20 B) 30 C) 40 D) 45 E) 50
şeklinde sıralanınca doğru yanıt B şıkkında çakışan 30’dur. Cevap anahtarında da doğru yanıt B şıkkı olarak veriliyor.

Nivîskar û zimanzanê Kurd Newzad Hirorî bawer diket kû nebûna siyaseteka dirûst ya ferhengî û siyaseteka pilankirina zimanî li herêma Kurdistana Îraqê egerên hindê ne zimanê Kurdî baş û bi dirûstî neyê bikarînan. Newzad Hirorî mêvanê bernama Ferheng û Torê Kurdî bû li Pişka Kurdî ya Dengê Amerîka. Wî behsê kitêbxana Kurdî ya Siwîdê kir û
Jibo guhdarî kirina hevpeyvîna Dexîl ê Şemo digel Nivîskar û zimanzan Newzad Hirorî, lînka ‘Guhdarî kirin’ li bin yan rexê rastê vê perê kilik bike û eger te gotinek yan têbînî liser bîr û bawerên wî hebin, di valahîya xwarê de binivîse.
Ciwan Heco - Bese Dinale Welat
Bese dinale welat, ji van kul û derdan
Refe keçê te rabûn, ji çiya û destan
Axa Kurdistan welat, sên û sirîn e
Ji bo Kurdistan emê xwînê birjînin
Serê xwe rakir welat, karker û cotkar
Ewê derînin dijmin, ji axa Kurdistan
Em ji gelê xwe welat, em bi hêvî ne
Emê mafê xwe bi lez, bi zor bistînin
Bese dinale welat, ji van kul û derdan
Refê xortê te rabûn, ji çiya û destan
Brader Dema Tu ÇÛ
Nema tu tê ez wiya dızanım
Lê çı bıkım bırin kure
Can jı dıl tı ez pê nukarım
Te xatır hast jı bamın çu
Hevi veşarti lê çavanda
Lez gımeşi pêr bê heybe
Jiyanek nû lê gavanda
Way cana mın ware ba mın
Way dılê mın ware ba mın
Evina mın buhara mın
Heviya mın jiyana mın
Hênav şewatin lê dute
Jı bote şaş ez wê dızanım
HaSKa carek mın ji bı go ta
Ket ne xeme
Lê ez nukarım
Referandumda neler oylanacak?
Referanduma gidecek olan Anayasa paketinin içeriğinde özetle şunlar yer alıyor;
MADDE 1: Pozitif ayrımcılığın kapsamı genişletiliyor. Anayasa'nın 10. maddesine "Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz." ibaresi ekleniyor.
MADDE 2: Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.
MADDE 3: Anayasa'nın 'Seyahat Hürriyeti' başlıklı 23. maddesine, "vatandaşın yurtdışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilecek." ifadesi ekleniyor.
MADDE 4: Çocukların korunmasına yönelik yeni düzenleme getiriyor. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı, çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
MADDE 5: Bir kişinin aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olmasının yolunu açıyor.
MADDE 6: Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor.
MADDE 7: Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendikanın sorumlu tutulmasını öngörüyor. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, iş yavaşlatma ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılıyor.
MADDE 8 : (330 kabul oyuna ulaşamadığı için tekliften düştü.) Siyasi partilerin kapatılmasını Meclis'in iznine bağlıyordu.
MADDE 9: Kamu denetçiliği (ombudsman) kurumu oluşturuluyor.
MADDE 10: Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasını kaldırıyor.
MADDE 11: Başkanlık Divanı 2. devre dönemin sonuna kadar görev yapacak.
MADDE 12: Yüksek Askeri Şura'nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılıyor.
MADDE 13: Anayasa'nın 128. maddesine memurlara tanınacak olan 'toplu sözleşme hakkı' yansıtılıyor.
MADDE 14: Memurlara yönelik uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılıyor.
MADDE 15: Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'nca denetimi, adalet müfettişleri ile hakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılacak.
MADDE 16: Askeri yargının görev alanı yeniden belirleniyor. Buna göre, askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her durumda adliye mahkemelerinde görülecek. Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.
MADDE 17: Anayasa Mahkemesi'nin yapısı yeniden düzenleniyor. Anayasa Mahkemesi 17 asıl üyeden oluşacak. 3 üyesini Meclis seçecek.
MADDE 18: Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresine limit getiriliyor. Üyeler, 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek.
MADDE 19: Anayasa Mahkemesi'ne kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Meclis başkanı, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ile jandarma genel komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan'da yargılanacak.
MADDE 20: Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve genel kurul halinde çalışacak.
MADDE 21: Askerî Yargıtay üyelerinin disiplin ve özlük işlerinde askerlik hizmetinin gereklerine bakılmayacak. Bunun için hâkimlik teminatı esasları dikkate alınacak.
MADDE 22: Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için de hâkimlik teminatı getiriliyor.
MADDE 23: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısı değiştiriliyor. Bu kapsamda, halen 7 olan HSYK'nın üye sayısı 22'ye çıkarılacak. Adalet bakanı olmaya devam edecek.
MADDE 24: 'Ekonomik ve Sosyal Konsey' Anayasa kapsamına alınıyor.
MADDE 25: 12 Eylül darbecilerine yargı yolu açılıyor. Anayasa'nın, 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi'nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.
MADDE 26: Üç geçici maddeden oluşan çerçeve madde, Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısıyla ilgili geçici düzenlemeleri içeriyor. Parti kapatmalarla ilgili geçici düzenleme ise 8. maddenin düşmesi çerçevesinde yeterli oyu alamayarak paketten çıktı.

Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran. Yüzyıllardan beri anlatıla gelmiş çeşitli coğrafyalarda. Özellikle yılanlık bir bölge olan Adana-Misis'te ve Mardin'de.
Tahmasp isminde uzun boylu, geniş omuzlu, esmer tenli, çok yakışıklı bir genç yaşarmış zamanın durduğu bu şehirde.
Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla girmiş Tahmasp. Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş, yalnızca etrafında dolanan yaratıkların sesini duyuyormuş. Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş. Işık huzmesi kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tahmasp, ellerini gözlerine siper ederek etrafında gezinen yaratıkların ne olduğuna baktığında uzunu, kısası, yeşili, siyahı ile envai çeşitte binlerce yılanın çevresini sarmış olduğunu fark etmiş. Yılanların hepsi kafalarını kaldırmış, gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış. Tahmasp'ta onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış. Çünkü Tahmasp, bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerliyormuş, tam karşısında durmuş, gülümseyerek elini ona doğru uzatmış. Ve demişki;
- Korkma benden Tahmasp. Ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmeranım. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz. Böyle deyip geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.
Ertesi sabah uyandığında Şahmeranı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş. Tahmasp'ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran. O ise gözlerini şahmerandan alamıyormuş. Şahmeran'da ona bakıyormuş kendinden geçmiş bir halde.
Bak Tahmasp demiş. Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım deyip başlamış anlatmaya. Anlatmış, anlatmış, anlatmış günler boyu. Bu sohbetler sırasında Tahmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu aşklarında birisi başlamış.Gel zaman git zaman Şahmeranın anlatacağı bir şey kalmamış artık. Tahmasp'ta anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran'a da açmış. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dille reddetmiş Şahmeran. Ancak günler geçip Tahmasp'ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş:
- Ey Tahmasp beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sende bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme.
Tahmasp sevinçle Şahmerana sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş. Tahmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek Şahmeranı ziyaret ediyormTahmasp'ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeranda olduğunu söylüyormuş.uş. Ancak bu mutlu günler uzun sürmemiş.
Onun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kralda Şahmeranın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş böylece Şahmeranın yerini bilen varsa onu bulabileceklerini söylemiş. Vezirde ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp'ın yaşadığı köye de gelmişler ve herkesi toplayarak büyük bir hamama götürmüşler. Tahmasp Şahmerana verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş. Ancak askerler onu zorla içeri sokmuşlar. Tahmasp hamama girdikten sonara herkesin gözünün üzerine dikildiğini fark etmiş. Kendisine bakınca bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını fark etmiş. Askerler hemen Tahmasp'ı yakalayarak vezirin huzuruna getirmişler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş. Şahmeranı yakalayıp dünyanın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş. Tahmasp'a günlerce işkence yaptıktan sonra Şahmeranın yerini söyletmiş. Askerler hemen gidip Tahmasp'ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve Şahmeranı oradan çıkarıp saraya getirmişler. Şahmeran ve Tahmasp kralın huzurunda karşı karşıya gelmişler. Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tahmasp'a dönmüş: Ey sevdiğim, üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama bende sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye. Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!
Tahmasp Şahmeranın bu sözleri karşısında daha da utanmış. Şahmeran sözlerine devam etmiş. Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse O bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.
Şahmeran daha sözlerini bitirmeden kötü kalpli vezir elinde kocaman kılıcı ile atılıp Şahmeranın bedenini iki parçaya ayırmış. Ve kuyruğundan bir parça koparmış Tahmasp'ta duyduğu acı ve utancın etkisi ile fırlayıp oracıkta ölmek için sevdiğinin, Şahmeranın kafasından bir parça ısırıvermiş. Kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta can vermiş. Tahmasp'a ise hiçbir şey olmamış Şahmeran son anda yaptığı planı ile bütün bilgisinin sevdiğine geçmesine sebep olmuş. Ancak Tahmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış ve dağ bayır, ülke ülke dolaşmaya başlamış. O günden sonrada Lokman Hekim efsanesi almış başını yürümüş..
Ezman tari bu évaran
Ewrém giriyan
Lı zana u ditina mın
Bes bu lı vé jiyan
Çıma çıma bejin çıma
Lı keda dinyaye
(Lı éşa dinyaye)
Çaw lı paş de ma
Jiyan jiyan tu şemalan
Axina dılan
Heft renge u bukabaran
Gelo lı kur man
GOTIN-MUZİK:Ömer YEŞİL
NEDEN
Gökyüzü kara ,akşam oldu
Bulutlarım ağladı
Bildiklerim ve gördüklerim
Bu hayat için yeterliydi
Neden neden söyleyin neden
Dünyadaki acılardan ve emeklerden
Gözlerim arkada kaldı
Hayat hayat
Sen benim yüreğimdeki feryadın bir yansımasısın
Gökkuşağının yedi rengi
Acaba nerde kaldı.
Were caném bilezine
Evina mın wek mem u zine
Bı ewre ezmané
Teyré bazém bilezine
Bifire yar tu tu bifire
Teyré dilém bifire
Her du baské min şikandın
Şuna mın tu bifire
Siya daran cihe mine
Welate min duri mine
Koçberi derdé mine
Were were dilé mine
UÇ
Gel canım acele et
Mem'in Zin'e olan sevgisi gibi sana olan sevgim
Gökyüzü bulutlandı
Şahinim acele et
Uç yarim sende uç
Gönlümün kartalı sende uç
Kırdılar iki kanadımı
Benim yerime de sen uç
Yerimdir ağaç gölgeleri
Uzaktır ülkem
Derdimdir göçebe yaşamak
Sen gel ,gel yüreğime
SÖZ-MÜZİK:Ömer YEŞİL
Ne béje yar çı buye
Mırın dermaném buye
Jiyan bé te çilmisi
Lı xem serme dıbare
Derdé dılémın har buye
Deşt u zozan tenéye
Lı agıré te doramın
Dıl u can dışewtine
Derewe yar derewe
Kena dınya derewe
Pışt nede tu car kesi
Lı zalıman her dere
Gotın :Ömer Yeşil-Muzik:Veysel Demirci
YALAN
Söyleme yarim ne oldu
Ölüm ilacım oldu
Hayatım sensiz soldu
Keder üstümüze yağıyor
Gönlümün derdi divane oldu
Ovalar ve yaylalar yalnız kaldı
Ateşin etrafımda
Gönlümü ve canımı yakıyor
Yalan yar yalan
Dünyanın gülüşü yalan
Kimseye sırtını dönme
Zalimler her yerde
Söz :Ömer Yeşil-Müzik:Veysel Demirci
Heta seré sıbé
Xew çavé min ne ket
Zerahiya tavé
Tené lı mın neket
Yaré yaré
Xéwna şérin yaré
Yaré yaré
Hestir lı çavém dibari
Xér u anha guneh
Dilé min ma lı te
Heger tu neyi yaré
Ev kuştiné mıne
gotin u müzik:Ömer yeşil
YARİM
Sabaha kadar
Gözüme uyku girmedi
Güneşin aydınlığı
Yalnız bana yansımadı
Yarim yarim
Tatlı düşüm yarim
Yarim yarim
Gözyaşı yağıyor gözlerimden
Günah yada sevap
Gönlüm sende kaldı
Eğer gelmezsen yarim
Bu benim ölümüm olur .
söz-müzik:Ömer YEŞİL
Nıha tu keti,tu ket lı bira mın
Zéde bun jana, lı jana dılé mın
Ne dızanım,ax lı kur dıçın
Dest u lıngé mın,herdu mılé mın
Geryam ax lı xewnda geryam
Lı çavén te,jiyan geryam
Xen u seray,u taxté cihan
Hey şekıré jı te dur mam
çun u hatına mın,weke çemaye
ditına çavé mın,ax şeva daye
kesek weke te,weke te nabe
evina dılé mın,az jı dıl daye
Gotın u Muzik:Ömer Yeşil
ARADIM
Şu an sen düştün,sen düştün aklıma
Çoğaldı acı,gönlümdeki acım
Bilemiyorum nereye gidiyor
Ellerim,ayaklarım ve kollarım
Aradım,düşlerde aradım
Gözlerinde hayatı aradım
Hanlar,saraylar ve dünya tahtı
Senden uzak kaldım tatlım
Gidişim ve gelişim bir nehir gibi
Gözlerimin ferine gece çökmüş
Hiç kimse senin gibi,senin gibi olmaz
Senin sevdan benim gönlümdedir
Söz ve Müzik:Ömer Yeşil
Derdé duri te lı xemginım
Bé kes u jı te dılkınım
Herdem lı çavan dıgerinım
Yar tu çuyi pır duri mın
Nabe nabe
Por zeramın béte nabe
Nabe nabe
Straném bé deng mane
Kes vé jiné fam nake
Ez çıbıkım dılém tu sahke
Tové evin ser xwe dake
Mırın were mın ji bake
Gotın u Muzik:Ömer Yeşil
OLMUYOR
Bana uzaklığının derdinden kederliyim
Kimsesiz ve sana vurgunum
Her zaman gözlerim seni arıyor
Yarim sen çok uzaklara gittin
Olmuyor olmuyor
Sarı saçlım sensiz olmuyor
Olmuyor olmuyor
Türkülerim sensiz kalmış
Kimse bu hayattan birşey anlamıyor
Ben ne yapayım gönlüm,sen duy
Aşkın tohumlarını üstüne serp
Ölüm geldiğinde beni de çağır
Söz ve Müzik:Ömer Yeşil
Navin - Xerîbiyê
Belki bîmirim lî xerîbiyê
Ez te nebinîm yaramîn / canamîn
Ez aşîxê bejnate me
Şêrinê çavreşamîn
Rojava bû, Şev tari ye
Bê te nayê sebramîn
Tu yi gûli lî baxêmîn
Şin bû yi hevalamîn
Belki bîmirim jî bo axê me
Eger bîjim jî bo te me
Tu yi şin bû nav dilemin
Ez evindarê te me
Çar Newa – Derocan Sözleri
Dêro gidyo dêro can
Dêr dêriko dêro can
Zeviya dêro mozirgan
Dêro çandiye du kot nan
Dêro têye li Tutê
Hilda sellê heft putê
Dêro têye li Axçê
Selle ketiye ser nalçê
Dersim'in Dogusu
Seyfi Cengiz

Dersim, resmi kaynaklarda "Tunceli" adi verilen cografyanin orijnal adidir.
Bu terimle Dersim ve çevresinde yerlesik bir asiretin ve büyük bir asiret konfederasyonunun adi olarakta karsilasmaktayiz. Baslangiçta bir asiret adi olmasi ve bu asiretin yerlestigi topraklara kendi adini vermesi mümkün. Tersi de olabilir. Yani baslangiçta bir yer adi olmasi ve buraya yerlesen asiretin ya da asiret grubunun zamanla bu adi almis olmasi da olasidir.
Sonuncusu daha büyuk bir ihtimal gibi görünüyor. Hersey gibi sözcüklerin de bir tarihi vardir. Zamanla degisiklige ugrar, yeni biçimler ve anlamlar kazanirlar.
Büyük olasilikla Dersim (ya da Desim) terimi de Dersim biçimini alincaya kadar benzer bir dönüsüm yasadi. Bu terimin baslangiçtaki seklinin su andakinin ayni oldugunu düsünmek ve son seklinden hareketle ona bazi anlamlar yüklemek yaniltici olabilir.
Bu noktayi akilda tutmak kaydiyla terimin kökeni hakkinda bazi tahminlerde bulunabiliriz.
M. Nuri Dersimi, "Millattan alti asir önce, Yunan tarih ve cografyacilarinin Dersim havalisine Daranis adini verdikleri"ni aktarmaktadir. ( Bk. Kurdistan Tarihinde Dersim, s.1).
Daranis terimi, Dersim adinin kaynagi olabilir.
Antik Iran'daki Akamendiler (Akamanis) devletinin krallarindan biri Dara (Darius 1: M.Ö. 525-486) adini tasiyor. Dara (Darius) adiyla Dersim adi arasin da bir baglanti olabilir.
Hammer'in verdigi haritada Karasu ve Murat nehirleri arasinda ki Dersim cografyasi "Erserum" (Arze) olarak adlandiriliyor. Modern Erzurum kenti de ayni adi tasiyor. (Bk. Geshichte Der Osmanischen Dichtkunst, Joseph Von Hammer Purgstall). Erzurum adi kimi kaynaklarda Erzen-i Rum olarak geçer. Ermeni tarihçilerinden Haiton, modern Erzurum'dan "Darzirim", Erzincan'dan ise "Arzinga' olarak sözeder (Haiton Voyage de Bergeron", 1307; aktaran Hasan Yildiz, Asiretten Ulusalliga Dogru Kürtler, S.20, "Le). Erzincan ve Erzurum'un daha eski adlarindaki Rum (Roma) ve Can son ekleri atildigin da bu kentlerin ön-adlari olan Erse, Arze, Darzi, Arzin-Erzin, Erzen sözcükleri ile Dersim adi arasinda bir yakinlik oldugu görülür. Bazi kaynaklarda bugünkü Silvan'la Siirt arasinda da Erzen adini tasiyan eski bir kentin varligindan sözedilir (Bk. 1-Ibn'ül Ezrak, Mervani Kürtleri Tarihi, Çeviren, M.E. Bozarslan; 2-Serefhan, Serefname, Hasat yay., Çev. M.E.B.).
"Içisleri Bakanligi Jandarma Umum Komutanligi tarafindan 1932'de hazirlanmis "Dersim" baslikli bir kitapta, Dersim adina iliskin olrak su satirlari okuyoruz:
"…Hamer tarihinde Malazkirt kahramani Alparslan'i idam eden adamin Dersim kumandani Yusuf adli bir Harzemli oldugu kaydi vardir. Dersim adinin tabi hatasi olmak ihtimali varsa su halde bu adin tarihlerde Selçuklar devrinden evvel takilmis olmasi ihtimali mevcuttur. Yusuf'un Harzemli olmasi ve atiyen görecegimiz veçhile Dersim'de bir çok asiretlerin kendilerini Celaletin Harzem'in askeri bakiyesi ve Harzemli addetmeleri ve bunu diller ile söylemeleri Bersim adi ile Dersim adi arasinda bir münasebet olmak ihtimalini ve Dersim seklinin tabi hatasi bulunmasi zannini uyandirmaktadir. Mamafih Miladi takip eden tarihte bilhassa Miladin birinci senesinde sonraki vakayida Dersim adi yerine Çemisgezek adina tesadüf olunmaktadir" (Bk. A.g.y., S.8-10).
Yukardaki pasajda , Hammer'in Bersim olarak özettigi cografyanin Dersim olabilecegine isaret edilmektedir.
"Dersim" adli yayinda Kalan (Qal,Qalu) asiretinin "Persim" adini tasiyan bir kabilesinden sözedilir (Bk. A.g.y., S. 44-45). Baska kaynaklarda Kalan asiretinin bu adi tasiyan bir kabilesiyle karsilasmadim. Bir yanlislik sözkonusu degilse, Persim adli bu kabile ile Bersim ve Dersim adlari arasinda iliski bulundugu düsünülebilir.
Yaygin kaniya göre Nuh'un gemisi Tufan'dan sonra Cudi ya da Agri Daginda karaya oturmustur. Bazi kaynaklar da, Nuh'un gemisinin Ermenistan'da Baris adiyla bilinen bir dagin zirvesine oturdugu söylenir. Kimi arastirmacilar Baris'in Agri dagi oldugunnu öne sürerse de, bunun Dersim Dagi olmasi da imkansiz degil. Ermenice'de Irani halklara Barsik deniyor. Halkinin Irani orijini nedeniyle Dersim'e Barsik de dendigi hesaba katilirsa (Bk. Antranik Dersim, 1901) iki terim (Baris ve Barsik) arasinda daha fazla yakinlik dogacagi görülür.
Tufan olayini arastiran B. Aksoy, daha çok Nuh adiyla bilinen Tufan efsanesinin kahramani Sümer Krali Ziusudra'nin bir adinin da Hizir olabilecegine isaret ediyor. Hizir kültünün Dersim'de özellikle güçlü oldugu biliniyor. Dersim'in en önemli anma günleri arasinda Rozê Xiziri adi verilen üç günlük Hizir orucu da vardir. Dersim'de Golê Xiziri adi verilen çok sayida ziyaret mevcuttur. Dahasi, bir Dersim efsanesine göre Xizir (Hizir) Dersim'de gömülüdür. Dersim'in Zeve köyündeki "Sultan Hizir Türbesi" ünlüdür.
Hammer'in yukarida adi geçen eserinde genellikle Hamedan'la birlikte anilan ve büyük olasilikla Iran'da bulundugunu sandigimiz Dergesin adli bir yerlesmeden de sözedilmektedir. Bu adin da Dersim'le bir benzerlik tasidigini görüyoruz. Dergesin'in Araplarin Qirmisin/Karmasin olarak adlandirdigi Goran yerlesmelerinden Kerman (Kirman veya Kirmansah) olmasi mümkündür. Deylem'de yada Deylem çevresinde bir yer de olabilir. Dersim (Desim) adinin Musul'un kuzeyindeki Dasin Dagi ve burada yasayanlara verilen Dasinler adiyla iliskisi de bulunabilir.
Serefname' de Derzini ("Derzini Vilayeti") adi geçer. Seref Han, "Derzini Beyleri" baslikli bölümde Derzini adina iliskin olarak su açiklamayi yapar:
"…Derzini, içinde büyük bir kilise bulunan bir kaledir. Kale ahlaksiz kafirlerin elinde bulundugu sirada, ona 'Derzir' adini verirlerdi. Kaleyi Habil ve Kabil istila ettikten sonra, adi kullanila kullanila 'Derzini' seklini aldi Bk.a.g.y., s.267-268). Serefname'nin Arapça çevirmeni M.A.A., Derzini adinin Serefname'nin kimi nüshalarinda 'Derdiz' ve 'Derziz' olarak geçtigine isaret ettikten sonra, Derzini adinin "Zin Kilisesi" anlamina gelen "Der Zine"nin bozulmus sekli olabilecegini belirtiyor ( Bk. 297 no'lu dip not, s.268).
Serefname'de verilen bilgilerden anlasildigi kadariyla Derzini, Tercil (Hazro'ya yakin) ve Lice (Atak) civarinda bulunuyordu.
Derzini ve Dersim adlari arasinda da bir benzerlik bulundugu açik.
Su andaki haliyle Dersim adi, Der ve Sim sözcüklerinden olusturulmus bilesik bir kelime izlenim vermektedir.
Dersim ve çevresinde Sin ve ya "Sin"'li yer adlarinin çoklugu bu kaniyi güçlendiriyor. Sin'in Sim'e dönüsmesi ya da bunun tersinin olmasi Dersim dilinin kurallari bakimindan oldukça olagan birsey.
Hozat'a bagli yerlesmelerden biri Sin adini tasiyor.Erzincan'in Sinepur adli nahiyesini de anmak gerekir.
Bir de "Sin"li yer adlari mevcut: Sindam, Singeç, Sinan (Seynu), Heniyo Sin, Diyare Sini, Dere Sindam, Sinevar gibi.
Iran'daki Goran yerlesmelerinden modern Sandaj'in daha eskiden Sin olarak bilindigini, Arapça'da Kermansah'a Qarmisin-Karmisin dendigini de hatirlatalim. Bugün Sincar olarak bilinen dagin daha eski adinin Sin Dagi oldugunu da not etmeliyiz. Bir rivayete göre de Nuh'un gemisi bu daga oturmustur.
Sözlüklerde Sin'in anlami dis, yas ya da mezar olarak veriliyor. Sin; Akadlarda günes kültünün, Asurlarda ise ay tanrisinin adidir. Dersim inançlarinda bugün bile günes ve ay kutsaldirlar.
Bir teze göre, Dersim terimi "Gümüskapi" (Der: Kapi, Sim: Gümüs) anlamina gelmektedir (Bk. M. Nuri, KTD,S.1).
Der ve Sim sözcükleri üzerinde biraz duralim: Der sözcügünün, Dersim dilinde degilsede, bazi Irani dillerde kapi anlamina geldigi dogrudur. Ancak baska bir sözcügün az çok degisiklige ugramis sekli de olabilir.
Bu sözcügün ne olabilecegini düsündügümüzde aklimiza ilk gelen Dar, Dâr, Diar, ve Dere sözcükleri olmaktadir.
Farsça da Dar sözügüde kapi anlamina geliyor, Dar ise; ev, hane, yurt, ülke demektir (Bk. Enc. Of Islam, Cilt 11). Dar teriminin kimi zaman duvar, kale gibi anlamlar tasidigina da tanik olmaktayiz. Sözgelimi Osmanlilar Silistre'ye stratejik konumundan dolayi "Dar Gaziyan" ( inancin savunmasi için duvar) diyorlardi (Bk. Walter Kolarz, Myths and Realites In Eastern Europa, 1946). Diar veya Diyar terimi ise; belde, bölge, ülke anlamina gelir. Dere sözcügü de, adi üzerinde, dere ya da vadi anlamlidir.
Sim sözcügüne gelince: Bu sözcük; gümüs, isaret ya da sembol gibi anlamlar tasiyor. Dersim ve çevresinde gümüs madeninin varligi hesaba katildiginda Dersim adindaki Sim sözcügünün buradan geldigi düsünülebilir. Sözgelimi, gümüs varligi nedeniyle sonralari Gümüshane adi verilen kentin antik çagda Sinoria olarak adlandirildigini görüyoruz. Dersim'de sikça rastlanan Sin adinin kaynagi ülkenin gümüs varligida olmus olabilir.
Yedinci yüzyilin ortalarindaki Arap istilasindan sonra, Araplarin Ermenistan ve çevresinde büyük miktarda gümüs çikardigi ve bunu gümüs para imalinde kullandiklari biliniyor (Bk. D. M. Lang, The Armenians, S. 108). Arap egemenligi döneminden kalma Diar-i Rabia, Diar-i Mudar ve Diar-i Bekr gibi bölge adlarina baktigimizda, Diar-i Sim ya da Diar-i Sin gibi bir adlandirmanin pekala mümkün oldugunu düsünüyoruz. Nitekim Dersim'de Diyare Sin'i (Sin Diyari, Sin Ülkesi) adini tasiyan bir yerlesmenin varligina az evvel isaret etmistik. Dersim adi bu tür bir kombinasyondan dogmus olabilir.
Dersim'de "Dere" ön adini tasiyan yer isimleride oldukça çok: Dere Çermi, Dere Karsanu, Dere Nahiyesi, Kutu Dere (Çeme serxanu), Dere Hagi, Dere Gewr, Dere Roj gibi…Bu adlandirma modelleri Dersim adinin Dere Simi ya da Dere Sini gibi bir terkipten dogmus olabilecegini düsündürüyor. Derin ve büyük vadileriyle dikkati çeken Dersim'in, adini bu özellikten almis olmasi mümkündür. Stratejik konumundan dolayi Dar-i Sim veya Dar-i Sin (Sim ya da Sin Kalesi) olarak adlandirilmasi ve bunun zamanla Dersim biçimine dönüsmesi ihtimali de var. Halk arasinda yer yer kullanildigina tanik oldugumuz "Kela Desimi" tanimlamasida bunu düsüdürmektedir.
Hangi yüzyilda yasadigi henüz kesin olarak saptanmayan (5.,7., hatta 9. Yüzyil diyenler var), fakat ilk Ermeni tarihçisi ve Ermeni literatürünün babasi olarak bilinen Moses Khorene (Horenli Musa), bir yerde söyle der:
"Xisuthrus tufanindan ve Xisuthrus'un Ermenistan'a varisindan sonra, O'nun ogullaridan Sim, ülkeyi kesif amaciyla kuzey-batiya gitti. Sularini Asurya'ya tasiyan nehirlerin kusattigi küçük bir ovaya vardi. Nehrin hafzalarinda durdu…ve ordaki daga kendi adini (yani Sim adini, S.C.) verdi" (Bk. Moses of Khorene, Cilt1).
1886'da Dersim'i dolasan Britanya'nin Erzurum Konsolosu J.G. Taylor, Dersim adinin orijininin Horenli Musa'nin yukardaki satirlarinda yattigini söyler.
Taylor, yukardaki pasajda bahsi geçen nehirlerin Munzur ve Mercan, bu nehirler tarafindan kusatildigi söylenen ovanin Ovacik, Sim'in kendi adini verdigi dagin da simdi Dojik (Tuzik) olarak bilinen dag oldugunu yazar ve Dersim adinin Sim'in adindan dogduguna isaret eder (Bk. J.G. Taylor, Journal of A Tour In Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, With Notes of Resarches In The Deyrsim Dagh, 1886; Türkçe çevirisi için bk. Desmala Sure, Sayi 2, Nisan 1992).
Dersim adinin kökenine iliskin en dikkate deger ve en ilginç tez budur.
Su sorular akla gelecektir: Peki, bu olay hangi tarihte geçiyor? Xisuthrus kimdir?
Horenli Musa, Xisuthrus'un Nuh oldugunu söylemektedir.
Açik ki, Horenli Musa'nin sözünü ettigi olayda Tevrat'ta ve diger "kutsal" kitaplarda yerverilen ve bazi kaynaklara göre M.Ö. 2000'li (kimine göre de M.Ö. 3000'lerde) yillarda cereyan ettigi belirtilen ünlü Tufan Efsanesi'dir.
Dersim'e adini verdigi söylenen Sim de, bu duruma göre Nuh'un ogludur. Taylor'un ifadesine göre Sim, daha sonra Dersim'den ayrilsa da, O'nun torunlari Dersim'e geri döner ve Sim'in adini verdigi yöreye yerlesirler.
Hemen bütün arastirmacilar Tufan'in Tevrat'tan çok daha gerilere dayanan bir Sümer efsanesi oldugunda birlesirler. Nuh'un (Xisuthrus) da bir Sümer krali oldugu söylenir.
Ermeni tarihçilerinden Mikael Vartabet Çamciyan'in "Ermenilerin Tarihi" (1811, Venedik) adli eseride de ayni olaydan sözedilir:
"Tufan'dan sonra, Nuh'un ogullari Yafes, Sam, Ham, Ararat'ta yerleserek çogaldilar, sonra Sam, ogullarini alarak iskan edecek yer bulmak üzere simali garbiye dogru gitti, yüksek dagli içinde nehirler geçen bir ovada, nehir kenarinda durdu ve kaldigi dagi ismine nisbetle Sim tesmiye etti. O mintikayi Darpan adindaki küçük ogluna verdi. Oradan sarki cenubiye dogru gitti, oralarida diger çocuklarina verdi. Darpan, kizlari ve ogullariyle o havalide kaldi. Bulundugu memlekete, ismine nisbetle, Daron, sonra Daruperan dedi. Çocuklarini da bu havaliye yerlestirdi. Bu suretle Ham'in ve Yasef'in ogullari da büyük Ermenistan'in muhtelif memleketlerine dagildilar. Ham'in ogullari garp hudtlari cihetlerine yayildilar. Hepsi de bir lisan, bir lehçe sahibi idiler ve muhtemel görünür ki, bu da Ermenice idi. Yafes'ten Gamer yahut Gomer, Gamer'den Torgom, Askenaz, ve Torgom'dan Hayk dogdu. Bundan da milletimiz çikti…Bizim tarihimiz, Hayk'tan basliyor (Aktaran B. Aksoy, Nuh'un gemisi ve Tufan, S.102-103).
Yukardaki satirlar Dersim adinin kökenine daha fazla açiklik getirmektedir.
Dersim cografyasina verildigi söylenen Sim, Daron ve Daruperan adlarini birlikte düsündügümüzde, Dersim adinin, Daron ya da Daruperan sözcüklerindeki Dar kökü ile Sim adinin birlestirilerek olusturulduguna inanmamak elde degil. Bu duruma göre, Dersim adinin Dar ve Sim sözcüklerinin kombinasyonundan dogdugu anlasiliyor.
Tufan Efsanesi'ndeki gerçek payi nedir, ne degildir? Bu konu tartisilabilir. Tümüyle kurgu oldugu düsünülecek olsa bile, bu efsanede geçen cografya adlarinin efsanenin dogdugu dönemde mevcut olan gerçek adlar oldugunu düsünüyoruz.
Bu durumda Dersim'in dogusu en azindan M.Ö. 2000'lere, hatta M.Ö. 3000'li yillara dayaniyor demektir.
(Not: Yukardaki yazi, henüz tamamlamamis olan Dersim Tarihine giris: Tarihte Kirmançlar, Kizilbaslar ve Zazalar baslikli çalismanin bir bölümüdür).
