Zeynep Çelik
YUMURTA: küçük çocuk bakkala sormuş
-neden hep küçük yumurta veriyorsun?
-taşıması kolay olur da ondan
çocuk eksik para verip yumurtaları almış.bakkal arkasından seslenmiş:
-ama sen eksik para verdin!
...çocuk gülerek yanıtlamış
-sayması kolay olur da ondan
Kürtçe, (Kurdî veya Kurdkî) geniş Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İranî kolunun kuzey-batı İrani grubuna girer ve Türkiye'nin doğu ve güney doğusu, Suriye'nin kuzeyi, Irak'in kuzeyi ve dogusu ve Iranin batisinda konusulmaktadir. Orta Doğu'nun Arapça, Türkçe ve Farsçadan sonra en çok konuşulan dördüncü dilidir.
Yapı olarak Altay dil ailesine giren Türkçe ve bir Sami dil olan Arapçadan çok farklıdır. Ama hem gramer hem de bazı temel sözcükler açısından gerek Avestî ve Sankrit gibi eski diller, gerek Fransızca, İngilizce, Rusça ve Almanca gibi çağdaş Avrupa dilleri ile önemli benzerlikler arz eder. Aynı kökten gelen Kürtçe ile Farsça arasındaki benzerlik ve farklılıklar ise Latinceden türeyen Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca arasındaki ayrılıklarla karşılaştırılabilir. Bir kısım sözcükler aynı eski İranca kökenden gelip, zamanla değişik bir evrim sonucu bugün iki dilde tamamen farklı telaffuz edilmektedir. Her iki dilin ayrıca tamamen kendilerine özgü zengin kelime hazineleri, morfoloji, fonoloji ve gramer kuralları vardır. Örneğin Kürtçede önemli bir rol oynayan adların, Fransızcada olduğu gibi eril ve dişil olarak cinslere göre ayrımı olayı Farsçada yoktur.
Lehçeler
Kürtçenin "lehçeleri" dilbilimciler arasında tartışmalı bir konudur. Mesela Philip Kreyenbroek (1992) Kurmanci ve Sorani'yi "lehçe" olarak tanımlamayı reddetmiştir, zira bu ikisi bazı hususlarda birbirlerinden Almanca ile İngilizce kadar farklıdır. Kürtler de genellikle konuştukları dile "Kürtçe" demez, daha çok Kurmanci, Sorani dillerinde konuştuklarını söylerler. Bazı tarihçiler, Sorani konuşanların sadece küçük bir azınlığının, o da yakın bir tarihte Kurdi konuştuğunu söylemeye başladığını belirtir.[kaynak belirtilmeli]
Kurmanci (Kuzey Kürtçe)
Kurmanci (Merkez Kürtçe, Kurdmanci) en yaygın Kürt lehçesidir. 8-10 Milyon kişiden tarafından Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Ermenistan'da konuşulmaktadır. 1930'lu yıllardan itibaren Kurmanci Kürt-Latin alfabesi ile yazılıyor ve şu anda dil genişletme sürecini yaşıyor.
Cizredeki Botani şivesini standard lehçe etmeye çabalar vardır. Bu şive Kamuran Bedirxan tarafından 1920'lerde Kürt grameri üzeri kitabı için temel olarak alınmıştı. Arapça kökenli sözcükleri obür şivelerin ve lehçelerin öz Kürtçe varyanteleriyle değiştirmeye de gayret ediliyor.
Kurmancinin şiveleri: Sancari, Cudikani, Urfi, Botani, Beyazidi, Hakkari, Koceri, Cezire, Akra, Dohuk, Amadiye, Zaho, Surçi, Koçani, Erzurumi, Bircandi, Elburzi, Herki, Şikaki.
Sorani (Orta Kürtçe)
Soraninin yazımı için çoğunlukla Arap-Fars alfabesi kulanılır, son zamanlarda Kürtçe Latin alfabesine geçme teşebbüsleri de olmuştur. Bu lehçede yazılı kaynak nispeten çoktur.
Soraninin dağılımı Süleymaniye'ye kadar uzanan Kürt Baban hanedanlığınla bağlıdır. Bu şehirin ticari gücü Soraninin yaygınlaşmasını sağlamışdır, böylece Kelhuri ve Havrami konuşanların sayısı azalmışdır.
Bugün Sorani, Kurmanci için saf sözcük türetme kökeni olarak görülüyor.
Şiveler: Erbili, Pişdari, Kerküki, Hanakini, Kuşnavi, Mukri, Süleymani, Bingirdi, Garrusi, Ardalani, Sanandaji, Varmava, Garmiyani, Cafi, Yahudi Kürtçesi.
Kelhuri (Guney Kürtçe)
Kurmanci ve Sorani ile birlikte Kelhuri jenetik kürt dil grubunu oluşturuyor. Kelhuri İranının batısında konuşulur. Kelhuriyi konuşanlar genelde Şia Kürtlerdir.
Şiveler: Kirmaşani, Feyli, Luri, Leki
Alfabeler
Mevcut yazılı kanıtlar, Kürtlerin geçmiş tarihlerinde birçok alfabe kullandıklarına tanıklık etmektedir. Buna rağmen Kürtlerin ilkin hangi alfabeyi kullandıkları henüz kanıtlanabilmiş değildir. Bunlar:
1) Arami ve Yunan alfabeleri:Kürtler M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında Ixmînî imparatorluğunun çöküşünden sonra çivi yazısını kullanmayı bırakıp Yunan ve Arami alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Bu alfabelerle yazılıp günümüze gelen Kürtçe tekstler “Hewramî Kitabeleri”dir. Bazı Kürt ve Avrupalı tariçiler bu konuda çok önemli tespitlerde bulunmuşlar: 1909 senesinde Hewramanda bir mağaranın içinde Kürtçenin Hawramani lehçesiyle Yunan ve Arami alfabesi ile yazılmış kitabeler bulunmuştur. Bunlar çok eski tarihlere dayanır ve genelde ceylan derisi özerine yazılmışlardır. Dr. Se’id el-Kurdistani bunlardan 3 tane kitabeyi İngiltereye götürüp Prof. Minns’e teslim etmiştir. Bu 3 kitabe M.Ö. 88,22,11 de Aşkaniler zamanında yazılmış.
2) Masi Sorati alfabesi:Bu alfabe Kürtlere ait bir alfabedir. Alfabe 37 harften meydana geliyor ve sağdan sola doğru yazılıyor. Arap alfabesinde olmayan P, Ç, J, G harfleri bu alfabede bulunur. Arap tarihçi İbn Vehşiye, yıllarında bitirdiği kitabında Kürtlerin Maso Sorati alfabesini kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söyler. Bu alfabenin 37 harften oluştuğunu ve Kürtlerce bu alfabeye altı harf daha eklendiğini söyler.“Bînu Şad ve Masîsuratî Kürtleri bütün bilimsel ve sanatsal eserlerini bu alfabeyle yazmışlar. Bu alfabede olan harf ve şekiller çok yabancı ve eskidirler ve başka alfabelerde bulunmazlar.
Bağdatta İsevilerin makberlerinde bu alfabeyle yazılmış 30 kitap buldum ve iki tanesi şuan da yanında Şam’da. Bunlarda biri üzüm ve hurma toplamak biri de yerin altından su çıkarmakla ilgilidir. İnsanlar faydalansın diye Kürtçeden Arapçaya çevirisini yaptım” der İbn-i Wehşiye.
3) Yezidi Kürtlerinin kullandıkları alfabe: Bu alfabe yüzyıllarca Kürtler tarafından kullanılmıştır. 31 harften oluşan ve sağdan sola doğru yazılan bu alfabeye “Gizemli alfabe” ya da “Hurujul sır” da denmiştir. Yezidilerin kutsal dini kitabı Mushaf-ur Reş ve Kitab el Celve bu alfabeyle yazılmıştır.
4) Arap harflerinden oluşan Kürtçe alfabesi
5) Latin-Kürtçe Alfabesi
Latin harflerini temel alan Kürtçe alfabe 31 harften oluşur.
- A B C Ç D E Ê F G H I Î J K L M N O P Q R S Ş T U Û V W X Y Z
- a b c ç d e ê f g h i î j k l m n o p q r s ş t u û v w x y z
Bu alfabece karşılanan 31 sesten 8'i ünlü, 23'ü de ünsüzdür. Ünlüler a, e, ê, i, î, o, u, û'dir.
Karşılaştırma
| Kurmanci-Latin | Kiril | Sorani Arap-Fars-Alfabesi | UFA | ||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| A a | A a | ئا ـا ا | [aː] | ||||
| B b | Б б | ب ـبـ ـب بـ | [b] | ||||
| C c | Щ щ | ج ـج ـجـ جـ | [ʤ] | ||||
| Ç ç | Ч ч | چ ـچ ـچـ چـ | [ʧ] | ||||
| D d | Д д | د ــد | [d] | ||||
| E e | Ә ә | ە ـه ئە | [ɛː] | ||||
| Ê ê | E e | ێ ـێ ـێـ ێـ ئێـ | [e] | ||||
| F f | Ф ф | ف ـف ـفـ فـ | [f] | ||||
| G g | Г г | گ ـگ ـگـ گــ | [g] | ||||
| H h | h h | هـ ـهـ | [h] | ||||
| I i | Ъ ъ | Yok | [ɯ] | ||||
| Î î | И и | ى ئى ـيـ يـ | [iː] | ||||
| J j | Ж ж | ژ ـژ | [ʒ] | ||||
| K k | К к | ک ـک ـکـ کــ | [k] | ||||
| L l | Л л | ل ـل ـلـ لــ | [l] | ||||
| Yok | Yok | ڵ ـڵ ـڵـ ڵــ | [lˁ] | ||||
| M m | M м | م ـم ـمـ مــ | [m] | ||||
| N n | H н | ن ـن ـنـ نــ | [n] | ||||
| O o | O o | ۆ ـۆ ئۆ | [o] | ||||
| P p | П п | پ ـپ ـپـ پــ | [p] | ||||
| Q q | Q q | ق ـق ـقـ قــ | [q] | ||||
| R r | P p | ر ـر | [r] | ||||
| S s | C c | س ـس ـسـ ســ | [s] | ||||
| Ş ş | Ш ш | ش ـش ـشـ شــ | [ʃ] | ||||
| T t | T т | ت ـت ـتـ تــ | [t] | ||||
| U u | Ö ö | و ـو ئو | [œ] | ||||
| Û û | Y y | وو ـوو | [uː] | ||||
| V v | B в | ڤ ـڤ ـڤـ ڤـ | [v] | ||||
| W w | W w | و ـو | [w] | ||||
| X x | X x | خ ـخ ـخـ خـ | [x] | ||||
| Y y | Й й | ى ئى ـيـ يـ | [j] | ||||
| Z z | З з | ز ـز | [z] |
Fonetik
Kürtçenin seslendirmesi yazılımla çoğu zaman aynı olan 31 harfinden, sekiz tane ünlü vardır (a e ê i î o u û) ve 23 ünsüz (b c ç d f g h j k l m n p q r s ş t v w x y z).
Küçük harfler: a b c ç d e ê f g h i î j k l m n o p q r s ş t u û v w x y z
Büyük harfler: A B C Ç D E Ê F G H I Î J K L M N O P Q R S Ş T U Û V W X Y Z Bunun yanında "Xw" ve "rr" digrafı da vardır.
Türk Kalp Vakfı Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sumru Özbay'ın Ramazan özel diyeti Sahur önerileri * 3 kibrit kutusu kadar peynir, 5-6 zeytin, bol salata, 4 dilim ekmek, bol salata. Veya: * 1 kâse çorba, 1 porsiyon et (tavuk ya da balık), 1 porsiyon sebze yemeği, yarım su bardağı yoğurt, salata, 2-3 dilim ekmek.
Ramazan için diyet önerileri
* 1 kibrit kutusu kadar peynir, 1 yumurta, 5-6 zeytin, söğüş salata, 4 dilim ekmek. Veya:
* 7-8 çorba kaşığı makarna, 1 porsiyon beyaz veya kırmızı et, komposto. Veya:
* 3 yumurtalı menemen, 4 dilim ekmek, çay ya da kahve.
Veya:
* 1 kâse çorba, 1 porsiyon et, 1 porsiyon sebze yemeği, salata, yarım su bardağı yoğurt, 5-6 çorba kaşığı pilav veya makarna, 1 kâse komposto...
Yapma Be Adam!
Yapma be adam, yapma! Şimdi gidilir mi? Tam demlenirken kalbimizin üstünde aşk, bırakılıp gidilir mi?

Yapma Be Adam!
Mecburiyet, sorumluluk, hayat gailesi, neler sayabilir insan gitmek için ve hiçbiri nasıl da yakışmaz aşkın yanına! Aşk; tek başına bir sözcük gibi dursa da, yanımızdayken anlam kazanır.
Sen gidiyorsun ya, ayağımın altındaki toprak kayıyor. Üstüme çöküyor şu koca dünyanın bütün gailesi, kaldıramıyorum sensizliği.
Yapma be adam, yapma! Şimdi gidilir mi? Daha sevişecektik! Tenlerimizin kokusu karışacaktı birbirine, sıcağa falan aldırmadan, bir geceliğine de olsa sarılıp uykuya dalacaktık.
Sofrayı yeni toplamıştım daha, kahvemizi pişirmiştim. Heidegger’i konuşacaktık hani, Foucault’u anlatacaktın. Doğruyu söylemeyi tartışacaktık. Kaç yazar geçecekti soframızın yanından, nelere gülecektik, şimdi gidilir mi?
En sevdiğin yemeği sofrada bırakır gibi, en sevdiğin yüzüğün parmağından çıkıp denize düşmesi gibi, kendi doğurduğun çocuğu kucağına alamamak gibi, dilinin ucunda duran ama hatırlayamadığın bir kelime gibi, şimdi çıkıp gidilir mi?
Yapma be adam, yapma! Tanrı bile razı gelmedi gitmene. Temmuz sıcağında alev alev kavrulurken ortalık, sen kapıdan çıkar çıkmaz parçalandı gökyüzü. Şimşekler çaktı, fırtına koptu. Gökyüzü başımıza yıkıldı. Yağmur gibi değildi üstelik, sel oldu aktı. Sen yukarıdan gelen mesajı anlayabildin mi?
Gitmeye hiç yakışmayan bir vakitte ayrıldın buradan. Daha neler paylaşacaktık oysa, daha neler anlatacaktım. Doyamamıştım, daha soracaklarım vardı!
Sen gidince bu şehir değişiyor gözümde. Boğaz kayboluyor, deniz kuruyor. Çorak, kurak bir toprak parçasına dönüşüyor koca İstanbul! Tadı kalmıyor İstiklal’in, Bağdat Caddesi’nin, Nişantaşı’nın, Anadolu Feneri’nin…
Yapma be adam, yapma! Şimdi gidilir mi? Koynuna saklanacaktım senin, yaşamın bütün dertlerinden uzaklaşıp kaybolacaktım. Aşkın kıyısında, bir duble rakı yanında, efkarlı bir türkü tutuşturup dudağıma, sana her gün olduğu gibi yeniden aşık olacaktım. Şimdi gidilir mi? Yapma yahu!
Candan Ünal
Wayê Piya Sîme (Sister we are together)
Sîme sîme sîme
Xerîbî ra vecîme (bivecîme)
Dewane Dêrsimî
Anca kêwekîme (kewekerîme)
Sîme sîme sîme
Wayê Pîya sîme
Kowane Dêrsimî ra
Xo rê bifetelîme
Sîme sîme sîme
Berê Pîya sîme
Emser anca sîme
Wela kêwekîme (kewekerîme)
Söz : Rozerîn
Müzik : Rozerîn
Se Bikêrî Dayê (Oh mother show me the way)
Vane Kurd ciko Welatê Kurd ciko
Dîsmenê ma zûw nîyo dormema dîsmeno
Lawo birayê mi kesedê ma qet cino
Henî mefindîme Welatê ma ma pîno
Sona hetê rastî eskerê Îraqî yo
Sona hetê cepî eskerê dîsmenî yo
Sebikêrî Daye sebikêrî Bawo
Serê xo bicêri kata serî Daye
Serê xo bicerî serî ser kowo
Cendayê cend serî yo zulum o qetlîyam o
Sonî me kotî ezyet o xusum o merdena
Nîya nêbeno birayê mi nîya nêben o
Cay dîsmen ma ser de nayê biyar o
Beso no zulum, no qetlîyam
Vengê xo berzkerîme qesekime zûwane xo
Bêrê pêro zûw bîme hemberê ne kutukan(zaliman)
Bicerî me azat kërî me Welatê xo Kurdistan(ma pero)
Söz : Rozerin
Müzik : Rozerin
Em Hatin Vê Govendê (It is our dance)
Destê xwe em bidin hev
Mane em her bindestî
Xebat bikin rij û sev
Ji dil dibêm ne bes dev
Em hatin vê govendê
Ev govenda mêran e
Me kir karê azadî
Welat barê sêran e
Bixwinin û binivisinin
Win guh medin tev derew
Weke hev in ev û ew
Gel siyar bû ji xew tev
Söz : Rozerin
Müzik : Rozerin
Ax Dayê (Oh mother)
Usarê nawo yeno
Bax û bostan cîcek dano
Ax Daye Daye ax Waye
Milet vecïno waran
Qatix anca zaf beno
Ax Daye Daye ax Waye
Awa henïye ceren î
Xavika serê mastan î
Ax Daye Daye ax Waye
Rone fekê bizekan î
Nînan ra omur derg beno
Ax Daye Daye ax Waye
Ez derdê Welatî ra
Hewn nêkono cimanê min
Ax Daye Daye ax Waye
Cimê mi de pereno
Oy koyê ma yê Mezrasure
Ax Daye Daye ax Waye
Söz : Rozerin
Müzik : Anonim
Ez Nakevim Bindestê Kes (I reject slavery)
Ez nakevim bindeste kes
Nabim xulam û malê kes
Zincîra wan ez diqetînim
Wek pêleka derya me ez
Bona gelan li her deran
Rizgarî ya hemû kesan
Bo rojeka azadîyê
Tifingeka cengê me ez
Bona sehid misk û gulav
Bo bendîyan ezim silav
Hem saz û awazên we me
Hem cakucê Kawa me ez
Söz : YRWK
Müzik : Rozerin
Ax Welat (Oh my home land)
Tenbur destê min da dicim
Ketim riya Ewropayê
Dicim nacim rê nabinim
Bi tirsim ez venagerim
Ax Welat can Welat
Ji te dûr mam Welat
Tenburvan im dengbêj im ez
Ji Welat dûr xerîb im ez
Ez digirîm ez dibêjim(dibezim)
Bê Welat wek sêwî me ez
Kurdistan(Welat) tu canê min î
Tu ronîya cavê min î
Her dem tu ber cavê min î
Tu dermanê dilê min î
Söz : Rozerin
Müzik : Rozerin
Newroz Newroza milet e
Lê lê Newroz e
Rengîn e bi xemil û xet e
Li gel pîroz be
Adar û bihar hatiye
Lê lê Newroz e
Le nav Dêrsimê danîye
Lî gel pîroz be
Newroza bihar sor û zer
Xemiladî ye her dever
Lî gel pîroz be
Newroza her salî xwes e
Lê lê Newroz e
Pîrozî tu cejna dila
Li gel pîroz be
Söz : Rozerin
Müzik : Anonim
Veyve o (It is a wedding)
Vengê daxule yeno
Veyve o veyve o
De bêrê cenê bêrê
De bêrë xorto bërê
Veyve o veyve o
De bêrê veyve o
Bicerîme govende
De bêrê ma pero
Destê xo deste mide
De bê lawo veyve o
Desmala kesk û sor û zer
De rasane(vayde) veyve o
Vengê zurnayê yeno
Veyve o veyve o
De bêrê bicerîme
Govende veyve o
Söz : Rozerin
Müzik : Rozerin
Ji bo min yek heye
Wek we tuneye
Dile min li hewiye
Ji bo min yek heye
Wek we tuneye
Oy Rukene le
Oy Rukene le
Cav bi kene le
Tu merema min
Oy Rukene le
Cav bi kene le
xwin sirina min
Bi keyf u kene
Caven we kile
Wek kar xezale
Bi keyf u kene
Caven we kile
Tim tel delale
Lev hingivine
Gerden bi mircan
Caven we sine
Lev hingivine
Ew xemrevine
Wek gula behine
Zirav çûye davatê
Kêf û şahi û muhbete
Ketye sêrê govendê
Ziravê lê lê ziravê lê lê..............
Ziravê lê lê ziravê lê lê ziravê
Bila bişewte mala bavê
Zirav çûye beriyê
Deşt havit ganî miyê
Miyê bazda çû siyê
Seredor
Zirav çûye beravê
Kinc şuştin avêt tavî
Nenik zer bû zeravê
Ziravê lê lê ziravê lê lê........
Seredor
Herem : Karakoçan
Berhevkirin : Zinar Sozdar
BEDDUALARIM SENİ BEKLİYOR
PENCERENİ AÇTA GİRSİN İÇERİYE
ARTIK KAHPE GECDELERİ SANA BIRAKIYORUM
SEN YAŞA DOYA DOYA
...ÜŞÜMELERİM SENİ SARACAK
İÇİN TİTREYECEK YOKLUĞUMDA
SEN KIYMETİMİ ANLARKEN İŞ İŞTEN ÇOKTAN GEÇMİŞ OLACAL
GECELERİ RÜYANI ÇIĞLIKLARIM BOĞACAK
ETEKLERİN TUTUŞACAK
HASRETİM AKLINA GELDİĞİNDE
TIKANIP KALACAKSIN KİM BİLİR BELKİDE BOĞULACAKSIN
İÇTİĞİN BARDAKTA BENİ GÖRECEKSİN
İÇTİĞİN HER YUDUMDA BENİ İÇECEKSİN
VE HER YUDUMUMDA ZEHRİMLE BÜRÜNECEKSİN
ZEHRİM SENİ SARDIĞINDA BENLE DOLACAKSIN
AĞLAYACAKSIN ÇOĞU ZAMAN
SOĞUK CESEDİME HER SARILDIĞINDA ATEŞ GİBİ YANAN YÜREĞİMİ GÖRECEKSİN
VE BANA HER DOKUNDUĞUNDA BENİM GİBİ YANACAKSIN
Mart ayınının Kürdlerin tarihinde oynadığı tarihsel rol üzerine düşünürken insan hayretler içinde kalıyor. Çünkü, Kürdlerin kanlı ve görkemli tarihi Mart ayının günlerinde gizlidir. Bazen aynı gün içinde bir çok acı ve tatlı tarihsel olaylar yer alıyor..
Acaba gezegenimizde Kürdler gibi acı ve tatlı günlerini Mart ayına sığdıran başka bir halk varmıdır? Yada başka halkların başka aylarla böyle bir ilişkisi varmıdır?
Bilemiyoruz..
Bildiğimiz tek şey Mart ayı Kürdlerin “Ulusal Kollektif Hafızasının” sentezleştiği bir aydır.. Eğer dünya halkları yılın bir ayını “Ulusal Ayları” olarak seçmek zorunda kalsaydılar, Kürdler Mart ayını seçmek zorunda kalacaklardı..
Mart ayı bazında Kürdlerin tarihi irdelendiği zaman, bir kere 21 Mart Kürdlerin yeni yılıdır. Newroz Bayramı Kürdistan direniş tarihinde ve Kürd edebiyatında yeri doldurmayacak bir yere sahiptir. Her ne kadar başka halklarda bu günü kutluyorlarsada Newroz Kürdlerle bütünleştiği kadar başka hiç bir halkla birlişmemiştir..
Kürd edebiyatına bakıldığı zaman insan bu realiteyi daha açık bir şekilde görebilmektedir
Daha fazla eskilere gitmeksizin Kürd şairlerinden Melayê Cizîrî’den(1407-1481) başlayarak Newroz’a ilişkin yazdıkları şiirlerden küçük pasajlar aktarmak istiyoruz..
Melayê Cizîrî bir şiirinde :
„Newroz sersala dile wextî helbetin ew sirac,
heta bi nura badeyî rengîn ey sicadeyî“ diye Kürdlerin bu tarihsel günü hakkındaki düşüncesini ifade ediyordu...
Büyük Kürd şairi, felsefesicisi ve Kürd ulusalcılıĝın babası Ahmedê Xanî’nin 7 dörtlük şeklindeki uzun „Newroz“ adlı şiiri Kürd yurtseverlerince bilinmektedir.
Büyük Kürd şairi Mewlewî(1806-1868) yaşadıĝı dönemde „Newroz’a“ ilişkin alabildiĝine uzun bir şiir yazmıştı... Bu şiirinde Mewlewi:
„Heway zimistan xeman betalen,
weru herd derd derûn xal xalen,
.....................................................,
Nîşaney Newroz wadey weharen,
ya nîşey amay namey nîgaren....“
Melay Cebarî( 1806-1876) „Bahar“ adlı uzun şiirinde geniş bir şekilde Newroz bayramı üzerine duruyor.. Cebarî bu şiirinde:
„Direxten sewzen, şinû şetawen,
Newrozen sozen, heway bayî Kawen“
diye Newroz ortanını bitemliyor..
Yine eski klasik Kürd şairlerinden Hacî Qadrî Koyi (1817-1898), Vefayî (1844-1902) vb. gibi şairlerde Newroz’a ilişkin şiirler yazmışlardı..
Ismi Newroz ve Newroz marşıyla özdeşleşen büyük Kürd yurtsever şairi Pîremêrd(1867-1950) Newroz’a ilişkin bir çok şiir yazmıştır.. Bu şiirlerden „Newroz û Mewlut“ ve büyük Kürd klasik dengbêjlerinden Hesen Zîrek’ın o güzelim sesiyle ölümsüzleştirdiĝi „Newroz“ marşıdır. Bugün Güney ve Doĝu Kürdistan’da Pîremêrd’in bu şiiri „Newroz Marşı“ olarak seslendiriliyor..
Bu ulusal „Newroz Marşı’nın“ yazılışına ilişkin bir çok rivayet dolaşıyor.. Bunlardan biri Doĝu Kürdistan kökenli dengbêjler Pîrî Hesen Zîrek Suleymanîye’ye yerleştirdikten sonra bir Newroz günü Pîremêrd’e telefon açarak „Mamoste sen Newroz ile ilgili bir şiir yazmadın mı“ diye sorar..
Pîremêrd hemen telefonda Hesen Zîrek’e „al kalemi ve yaz“ diye Newroz şiirini dikte ediyor:
„Em rojî salî tazeye Newroze hatewe,
Cejnekî konî Kurde be xoşî û be hatewe,
Çend sal bû gulî hîway ême pêpest bû ta ku par,
Her xwênî lawekan bû gulî alî new bahar,
Ew renge sûre bû ke le asoyî bilindî Kurd,
Mijdey beyanî bo gelî dûr û nêzîk ebird,
Ewa rojî helmet le bendeyi berzî welatewe,
Her xwînî şehîde rengî şefeq şewq edatewe,
Newroz bû agirekî wehay xiste cergewe,
Lawan be eşq eçûn be berew pîrî mergewe,
Ta êsta rûy nedawe le tarîxî milleta,
Qalxanî gulle singî kiçan bê le helmeta,
Pêy nawê bo şehîdanî wetan şîwen û girîn,
Namirin ewane wa le dilî milleta ejîn..“
Bugün ülkemizin özgür parçasında Kürd çocukları hep birlikte Pîremêrd’in bu şiirini „Newroz Marşı“ olarak seslendirmektedler.
Yine Kürd şairlerinden Sabrî(1882-1944) „Nesîmî Sibehey Dem“,
Elî Bapîr Axa(1887-1974) „Rojî Newroz“, Serhad , „Newroz Bahar“, Şêx Nûrî Şêx Salîh „Newroz“ adlı şiirleriyle Newroz’u kendi şiir dünyalarına taşıdılar...
Ayrıca Kürd şairlerinden Xadim(1890-1971) „Newroz“ adlı şiiriyle; fakirlerin ve ezilenlerin sesi büyük Kürd şairi Qanîh „Newrozname“ adlı şiiriyle; serbest Kürd şiirinin öncülerinden, komunist ve yurtsever büyük Kürd şairi Goran (1904/1905-1962), „Newroz“, „Newrozî“, „Cejnî Newroz“, „Newroz ekem“ adlı şiirleriyle Newroz’un ulusal ve toplumsal direnişçi özüne vurgu yapmışlardır.
Mamoste Goran „Cejnî Newroz“ adlı şiirinde şöyle sesleniyor:
„Sûrêkî tir estêrey însan gir,
Qewmî konî xistewe agir,
Kam qewmî kon, kam cejnî berz û pîroz?
Qewmî Madî!! Cejnî bilindî Newroz!
Ew newrozey ke hezaran bahar e,
Le dêyî kûr da girî agirî dîyare,
Baw û bapîrman, heta eron piştaw pişt,
Lem agireyan dewre dawe, çîn çîn gişt!
Le çar dewrî em agire: rengaw reng kor gîrawe,
Be pêkenîn û aheng,
Bangî şêwan hetaku ber beyanî,
Çopî buwe w bezim û noş û goranî!
...................................................................................................
Diye devam ediyor..
Ayrıca Mamoste Goran‘ın „Newroz Ekem“ adlı şiirinde insanın ulusal duygularını kamçılayan nakaratını aktarmak istiyorum:
„Newroz ekem! Newroz ekem!
Newrozekî be soz ekem,
Cejnî gelî pîroz ekem,
Wekî Kurdek dilsoz ekem!
„Newroz ekem! Newroz ekem!“
Mela Namdar, Ahmed Şukrî, Awnî, Herdî, Kardoxî, Dildar,Cahid, Medoş, Dilzar, Hêmîn, Herdî, Hejar, Mexdîd Soran, Mehemed Tofiq Werdî, Mehemed Şêx Husên Berzencî, Dîlan,Şewnim, Kerîm Şareza, Kakey Fellah, Dayîkî Solaf, Kameran, Xale Receb Elêt, Emîn Şêx Eladdin Neqşibendî, Hesen Ewalanî, Hesîb Qeredaxî, Xalid Dilêr, Bêxew, Letîf Berzencî, Celal Ahmed Medhed Xoşnaw, Pîryal Mehmud, Qadir Birsî, Xurşide Baban, Izeddin Mustafa Resul, Dr. Ihsan Fuad, Omer Reza Axa, Mehemed Bedrî, Mecid Nedim, Şerko Bêkes, Cemal Şarbajêr, Rauf Bêgerd, M. Emin Pencuwînî, Razî, Ahmed Taqane, Nafih Akreyî, Abdullah Pêşew, Saleh Şiwan, Azad Dilzar, Mehrîban, Letif Helmet, Mukerem Reşid Talabanî ve daha bir çok Kürd şair ve edebiyatçısı Newroz’a ilişkin şiirler yazdılar.. Burada tüm bu şairlerin ve edebiyatçıların şiirlerinden örnekler verme imkânı yok.. Yukarıda sözünü ettiĝimiz şairlerin ezici çogunluĝu, Newroz’u vesile bilerek „Zerdeşt“, „Kawa“, „Ateş“ temalarını ve Kürdistan’ın baĝımsızlık ve özgürlük mücadelesini tematize etmişlerdir..
Sonuç olarak sözü Pêşew’e bırakalım.
Abdullah Pêşew Newroz’a ilişkin bir çok şiir yazan çaĝdaş şairlerimizden biridir.. Pêşew birazda vatandan uzak olma duygusuyla 1979 yılında kaleme aldıĝı „Newroz“ şiirinde:
„Em sal bê çîya, Newroz nakem,
Bê bonî gîya, Newroz nakem.
Newroz nakem bê bilîseyî sorî agir,
Newroz nakem, eger reşeba lek toz nekaw,
Xom nebim be serî çopî gir“...
Sadece Newroz ve Kürd ilişkisinin derinliği Kürd edebiyatında değil, Kürdler sömürgecilere karşı Ulusal Dirinişlerini de Newroz’a denk getirmek istemişlerdi.
Örneğin 1925 Kürdistan devrimide Newroz gününe göre planlanmıştı.. Dersim hareketi de Newroz gününe göre ayarlanmıştı.. Çeşitli iç ve dış nedenlerden dolayı bu hareketler erkene alındılar.
31 Mart Günü Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti Başkanı Pêşewa Qazi Muhamed ve arkadaşları İran sömürgeci rejimi tarafından Mahabad’ın Çarçira Meydanında idam edildiler.

16 Mart 1988 yılında faşist Baas rejimi Güney Kürdistan’ın Halebçe kentine karşı kimyasal silah kullandı ve binlerce Kürd şehid oldu. Halebçe Kürdlere karşı yapılan jenosidin sembolu haline geldi.
11 Mart 1970 tarihinde Molla Mustafa Barzani ve Irak rejimi arasında Otonomi Antlaşması imzalandı.. Bu antlaşma 20.yy’da Kürdlerle sömürgeci bir rejim arasında imzalanan ilk ve son resmi antlaşmaydı.

Yine bu Antlaşmayada 6 Mart 1975 yılında İran ve Irak arasında imzalanan “Cezayir Antlaşması” ile son verildi.. Böylece Güney Kürdistan’da 1961 yılında başlayan “Büyük Eylül Devrimi” büyük bir yenilgi aldı. 
Yine 6 Mart 1921 yılında sömürgeci Türk devletine karşı Bağımsız ve özgür Kürdistan için “Koçgiri Hareketi” başladı.
5 Mart 1991 tarihinde Güney Kürdistan’ın Ranya şehrinde “Büyük Raperin” başladı. Bugün Güney Kürdistan’da var olan ulusal kazanımlarımız Raperin’in ürünleridir.. 
Yine 21 Mart 1991 tarihinde Güney Kürdistan halkı Kerkük şehrini Baas rejiminin artıklarından arındırarak özgürleştirdi.
13 Mart 1974 yılında Faşist Baas rejimi, kahraman Kürd kızı Leyla Kasımı idam etti. 
25 Mart 1975 tarihinde General İhsan Nuri Paşa öldürüldü.
Ve 4 Mart 1193 yılında Selahaddin Eyyubi öldü.
1 Mart 1979 tarihinde Büyük Kürd Önderi Molla Mustafa Barzani yaşama veda etti. 
21 Mart 1979 yılında sömürgeci Türk devleti tarafından esir alınan ve işkence sonucu alçakca
katledilen KAWA hareketinin önderlerinden Hüseyin Şen’in şahsında tüm Kürdistan şehidlerini anmak için sayın Berwarto ve Hasan H. Yıldırım’ın ortak roman çalışmasından bir bölümünü yayınlıyoruz.
Daha şimdiden kendilerine teşekkür ediyoruz.
Newkurd Çalışanları.
SEVİYORUM SENİ
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
Burası Mezopotamya
|
Burası Mezopotamya Burası en eski tarih Mezopotamya İnsanlarımı katlettiniz çağdaşlık için Kadınlar ağıt yaktı eşleri oğulları için Barış getirecektiniz savaş getirdiniz Burası en eski tarih Mezopotamya Yağan yağmur değil anaların gözyaşı Çocukların oyuncağı değil kuşunları var Mavi yok artık sadece ölüm kızılı var Burası en eski tarih Mezopotamya Ben tarihin merkezi işgal olan Irak Savaşınız insanlığa değil İslam'a Köle olmam vurun bir kırbaç daha Burası en eski tarih Mezopotamya Yıktınız camiileri yanlışlık oldu dediniz Yaktınız gençleri ihtihar ettiler dediniz Yok ettiniz beni barış getirdik dediniz Burası en eski tarih Mezopotamya Masallar şehri Bağdat'ta burada Artık sadece adı kaldı eski insanlarda Birde Felluce Hitlere razıydık aslında Burası en eski tarih Mezopotamya Silah var dediniz savaşa girdiniz Bulamayınca sakladılar dediniz Olmayanı aramakla hayatınızı bitirdiniz Burası en eski tarih Mezopotamya Kerkük,Musul,Necef kan gölü artık Ebu Garip nazi zindanları oldu artık Yok edilenler Yahudi değil Müslüman Burası en eski tarih Mezopotamya Yok edilen topraklar olur akıllarda İslam sancağı semaya bir kere çıkar Onu ordan sadece Allah aşağıya alır |
Ne dil yeter seni anlatmaya,
Ne göz kıyar sana bakmaya,
Ne ellerim dayanır sana dokunmaya,
Ne kollarım uzanır seni sarmaya
Hiç ömür yeter mi?
Bir sen daha bulmaya bitanesi...
Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum.
Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
Suyun damlasında, selin coşkusunda
Kimi yanımdasın kimi rüyamda
Ama hep aklımdasın sakın unutma......
Biliyorum bugün kulakların bir başka çınlayacak, anlayacaksın seni yine nasıl andığımı, özlediğimi. Ellerin titreyecek, gözlerin yollarda kalacak, sende hissedeceksin yüreğimde neler hissettiğimi!
Bırakma beni sevdiğim gidişine dayanamam,
Hasret gözyaşlarımla kendimi avutamam…
Dönerim dersin ama kadere inanamam,
Bıraktığın anılarınla, ben sensiz yasayamam
Bakışlar vardır insani ömür boyu ağlatan.
Yollar vardır aşılması güç olan.
Kalpler vardır acılarla parçalanan.
Ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
Sanma beni sevipte bırakanlardan.
Benim sevgim mezara kadar olandan
Bu mesajı silersen benden hoşlanıyorsun,
Silmezsen beni istiyorsun,
Cevap verirsen beni seviyorsun,
Vermezsen bensiz yapamıyorsun,
Hadi bakalım ne yapacaksın?
Senin kanadın olmak isterdim
Ben olmadan uçma diye
Senin baharın olmak isterdim
Ben olmadan açma diye
Benim için seni görmek suya benzer
Seninle yasamak ise nefes almaya
Susuz üç gün yaşarım ama nefes almadan asla
Sana ne demeliyim bilmiyorum,
Güneşim desem güneş batıyor,
Hayatım desem hayat kısa,
Gülüm desem oda soluyor,
Sana canım demeliyim.
Çünkü bu can seninle yaşıyor..
Sen bir pınarsın içilen ama kanılmayan, Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, varlıgına doyulmayan, yokluğuna dayanılmayan..
Canımdaki her nefes nefesine eklensin, içimdeki her nefes hayalinle demlensin, bırak bu gönlüm varlığınla renklensin, sen benim gönlümde yaşadıkça özelsin!
Sen güllere özenme güller sana özensin.
Üzme tatli canini sen güllerdende güzelsin.
Sevgi kadar özgür Özgürlük kadar özelsin.
Bir gülsen dünyalara bedelsin.
Bir umut vardır hiç tükenmeyecek,
bir hasret vardır çekilmeyecek, birde ölüm vardır,
bir gün elbet gelecek ama sana olan sevgim ne ölecek ne de bitecek
Sevgilerin en güzeli seni sevmek
Özlemlerin en güzeli seni özlemek
Ve hayatin tadı sabah kalktığında senin var olduğunu bilmek
NUBARA BIÇUKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir. Bu kitap Arapça-Kürtçe sözlüktür, o da Mem u Zin gibi manzumdur. Her bölümünün başında da okuma, çalışma, doğruluk ve bunlara benzer sosyal konular hakkında bir öğüt yazmıştır. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. Bunlardan başka EQİDA İMANE (İnanç Yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. Bu eser NUBARA BIÇUKAN'la birlikte İstanbul'da birkaç defa basılmıştır. Hani, çağından çok ileri görüşlüydü; MEM U ZİN'de de ifade ettiği gibi haksızlığa, zulme, gericiliğe, feodal düzene karşı cephe almış, bu yolda hayli mücadele etmiştir. Her zaman halktan yana olmuştur. Örneğin, NUBARA BIÇUKAN'ın önsözünde şöyle denmiştir: "Ben bunu revaçtakiler için değil, Kürt çocukları için yazdım." Bundan da anlaşılıyor ki revaçtakiler ve makam sahipleri için, mutlu azınlık için çalışmamış; halk çoğunluğu için, halk çocukları için çalışmıştır. Hani o çağın aristokratik modasına uymamış ve diğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Farsça yazmamıştır.
Eserlerinin hepsini kendi ana diliyle, Kürtçe olarak yazmış ve Kürt Edebiyatı'nın öncülerinden biri olmuştur. Ana dili Kürtçe'den başka Türkçe'yi, Arapça'yı ve Farsça'yı da iyi bilirdi. Ne yazık ki hayatı hakkında elimizde, belgelere dayanan bir bilgi yoktur. Fakat eserleri adını ölmez insanların safına katmış ve onu ebedileştirmiştir. MEM U ZİN dünyanın ölmez edebi eserleri arasında ön safta yer almıştır. Bu dev eser konusuyla Shakespeare'in Romeo ve Juliyet'inin, Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'unun bir dengidir.
Mem u Zin'in hikayesi "Memé Alan" adıyla Kürt halkı arasında hayli yaygın ve eskidir. Bu hikaye milattan önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik nitelik kazanan bir destandır. Büyük ozan bu destandan ilham alarak o hikayeyi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş bir uslupla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de Kürt Edebiyat'ına ölmez bir eser armağan etmiştir. Hani bu eserde Memo ve Zin'in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle tasvir etmiştir. İyiliği, doğruluğu, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. Aşağıda Mem u Zin'in bitiş kısmından kısa alıntılar yer almaktadır:
LVIII Hikayenin Sonu
..... Ey dost! Candan iyi adamların dostu ol, Ya da iyice iyi adamların düşmanı ol. Onlar iyidirler ve iyiliği bilirler, Onlar iyilikten başka birşey bilmezler. Sen onlara ne kadar cefa göstersen, Onlar candan vefa gösterecekler. Sakın kötü adamların dostu olma, Köpeklerin ne dostu ol, ne de düşmanı. Onların dostu olsan, seni kirletirler, Düşmanları olsan seni yaralarlar.
.......... LV Bu Rüya mıdır, Hayal midir? (Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor.) Saki! Gel söyle bana ne renktir bu, Bu alem hayal midir, yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama, Onun hayal olduğunu tasvir etme. Başlangıcı gerçi hayat rengindedir, Ama hayatın sonu da ölümdür. Yani var olmayan bir varlıktır bu, Güzel yaratılışlıdır, ne yazık ki ölümlüdür bu, Felekler, unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar, Bu tabiatlardan meydana gelenler ve felekler, Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar, Hep birlikte çabucak birbirlerinden ayrılırlar. Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır, Yok olma hastalığının sermayeleridir, Bir kısmı ağırdır, bir kısmı hafif, Bir kısmı gizlidir, bir kısmı latif. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir, Dördü de bizim için yol göstericidir. Ateş sönerse, hava yok olur, Su kurursa eğer, toprak toz olur Değirmen gibidir felekler, Çarklıdırlar, devamlı dönerler. O değirmen daneleri insanlardır, Yer altında saklı olan, yumuşak un gibidirler. O daneler sırayla ve peş peşe, Devamlı dökülürler çuvalın ağzından. Dökülen her dane parçalanır, Bölünür ve öğütülür. Yeniden tekrar yoğururlar onu, Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. O kadar macera çektiği halde, Yine pislik mertebesine razıdırlar.
Ciwan HacoYaşamı Ciwan
Haco,1957 yılında Suriye'nin Qamışlo kentinde doğdu.Lise öğreniminden sonra Almanyanın Bochum üniversitesinin müzik fakültesinde 3 yıl öğrenim gördü.Avrupalı müzik guruplarıyla çalışmalar da yapan Ciwan Haco’nun Türkiye’de, "Sî û sê Gule" , "Durî", "Bilûra mîn" , "Gula sor", "Leyla" isimleri albumleri çıktı. Ayrıca sanatçının Avrupa'da da "Peşmerge", "Serhildan", "Diyarbekîr", "Girtiyên Azadiyê" isimli albümleri çıkmıştır. Otantik Kürt müziği özelliklerini Pop-Folk ve Rock ağırlıklı kalıplar içerisinde düzenleyerek; bu ezgilerin dünyaya açılmasını sağlayan sanatçı, geleneksel olanı popülerleştirdi.
Jiyana Wî
Ciwan Haco di sala 1957an de li Sûriyê bajarê Qamişlo hate dinyayê. Piştî xwendina xwe ya lîseyê çû Elmanya û li wir ketê zanîngeha Bochum.Ciwan li Bochumê sê sal tahsîla mûzîkê çêkir. Piştre jî bi şiklekî profesyonel dest bi qaset û cd yan kir. Li Tirkiyê "Sî û sê gule", "Durî", "Bilûra min", "Gula sor", "Destana egÎdekî" û "Leyla" çap bû. "Peşmerge", "serîhildan", "Diarbekîr", "Girtîyê azadî yê" jî li ewrupa derketin.
Ciwan Haco,muzîka otantîk a Kurdî bi formên folk-rock ji nu va serastkir.Hunermend bi vî awayî stranên Kurd bi cîhanê nasand û stranên kevneşapî di nav gelek baskên mûzîkê di cîh danî.
Bazı okurlarım bu yazıyı okuyunca sinirlenebilirler.
Lütfen kızmayın ve gelin birlikte düşünelim.Tartışmak istediğim konu, Kürt kökenli vatandaşlarımızı anlayıp anlamadığımız, onları anlamak isteyip istemediğimizle ilgili...Gerçekten Kürtleri anlıyor muyuz ? Bu insanların neler düşündüğünü merak ediyor muyuz ? Yoksa onların ne düşündüklerini de kendi kendimize mi şekillendiriyoruz? Bunca yıllık gözlemlerime dayanarak sunu söyleyebilirim: Hayır, bizler özellikle Güneydoğu da yaşayan insanlarımızın neler düşündüğünü tam anlamıyla bilmiyoruz. Hatta pekte ilgilenmiyoruz.
Sadece bizim gibi konuşanları, resmi ideolojiyi destekleyen görüşleri dinliyoruz. Onun dışındakileri duymak dahi istemiyoruz. Hemen "PKK yanlısı" damgası vuruyoruz. Düşman gibi görüyoruz. Militan oldukları sonucuna varıp, kulaklarımızı kapatıyoruz.
Yetmiyor, hakaret ediyoruz.
Daha da yetmiyor savcıları harekete geçiriyoruz ve cezalandırıyoruz.
İşte bundan dolayı, bir türlü birbirimizi anlayamıyoruz.
Oysa özellikle su sıralarda, bu sorunu çözmek istiyorsak, bu görüşleri dinlememiz, anlamaya çalışmamız gerekmez mi ?
Duyduklarımızı kabul etmek zorunda değiliz. Duyduklarımızı savcıya şikayet etmek yerine, reddedebilir, hatta karşı görüşümüzü ortaya koyabilir, tartışabiliriz.
İşte bundan dolayı, Güneydoğu halkının yaklaşımını, sinirlenmeden, kızmadan, hemen reddetmeden ve suçlamadan öğrendiğimiz taktirde daha sağlıklı hareket edeceğimize inanıyorum.
Kulaklarımızı kapatmayıp açtığımız oranda, insanlarımızın hislerini anlamaya çalıştığımız oranda işimiz daha kolaylaşacak.
Son haftalarda durum birazcık dahi olsa değişirmiş gibi geliyor.
CNN TÜRK-Milliyet- Radikal işbirliğiyle Cengiz Çandar-Hasan Cemal ikilisinin yaptıkları Güneydoğu turu, Vatan'dan Ruşen Çakır'ın izlenimleri ve diğer gazeteci veya köşe yazarlarının son haftalardaki bölgenin nabzını tutan yazıları, TV programları bazı şeyleri değiştirmeye başladı. Şimdiye kadar söylemekten korkulan, duymak dahi istemediğimiz sözler giderek konuşulur oldu. Bu gazetecilerin sayesinde kamuoyu Güneydoğu halkının duygularını, görüşlerini paylaşmaya başladılar. Kimileri hala tepkili ve “vatana ihanet şarkısı” söylüyor olabilirler, önemli olan bölgenin ne düşündüğüdür.
Bu arkadaşlarımızın aktardıklarını ve benim bizzat görüştüğüm kişilerin yansıttıklarını bir araya topladım. En önemli bölümlerini süzgeçten geçirdim. Binlerce kelime ve cümle arasında kaybolanları sizler için özetledim...
Güneydoğu'nun tek önceliği ateşin kesilmesi...
Güneydoğu'dan yansıyan izlenimlerin içinde en önemli gördüğüm nokta, gelişmeleri farklı pencerelerden görmemiz. Bizim için doğru olan, onlar için bambaşka.
Örneğin, bizler Kürt Açılımının kimselerle görüşmeden, kendi kendimize yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne İmralı, ne PKK'dan gelen mesajlar, ne de DTP'nin söylemleri ciddiye alınmalı, gibi bir yaklaşımımız var. Oysa Güneydoğu'nun algılaması çok farklı. İşler bizim gördüğümüz veya görmek istediğimiz gibi gelişmiyor.
Bölgeyi dolaşan, konuyu yakından izleyen tüm yazar çizer ve gözlemcilerin ortak bulguları şöyle:
- Açılımın Kürtler açısından bir üçgeni var. İMRALI-PKK-DTP üçgeninin dikkate alınması gerekiyor. Bu üçgeni görmezden gelerek bir yere varılamayacağını kabul etmekten başka çare yok. Bu, PKK veya İMRALI ile görüşmek veya pazarlık etme anlamına gelmese dahi, PKK ve İMRALI'nın dedikleri mutlaka dinlenmeli. Bu bir gerçek ve görmezden gelinemez.
- Genel kontrol PKK'nin elinde. İster silah ister siyaset açısından, örgüt, önceliği kimseye bırakma niyetinde değil. Hatta o kadar ki, DTP'liler zaman zaman farklı bir adım atmaya kalksa hemen tepki alıyorlar ve "Ne oluyoruz, dağda ölen ve bu mücadele için canını veren bizleriz. Biz ne diyorsak onun dışına çıkmayın" mesaji geliyor. Bundan dolayı DTP ön plana çıkmak istemiyor. Ya risk almak istemiyor veya PKK veya İmralı tarafından yeşil ışık yakılmasını bekliyorlar.
- Güneydoğu halkı için herşeyden önce silahların susması geliyor. Tek öncelik, PKK'nın çekilmesi, TSK'nın da operasyonları durdurması. PKK çekilirken dahi arkalarından koşup operasyon yapılmaması. 1999'daki gibi önemli zaiyat verilmemesi. Ateş kesilmesinde bu kadar büyük duyarlık gösterilmesinin nedeni, ölen veya öldürülenlerle kendilerini yakın görmeleri. Ya kendi çocukları ya aile efradı veya mahallenin gençleri. Bundan dolayı, yeni adımlar atılmaya başlanmadan önce, silahların susması ve cenaze törenlerinin bitmesi isteniyor.
Herşeye rağmen, bölgeden gelen yankılar veya izlenimlerin en önemli yanı, umutların kaybedilmemiş olması.
İnsanlar hala umutlu.
Zaman zaman hayal kırıklıkları oluyor, ancak henüz "Bu iş olmayacak" noktasına gelinmemis.
Üstünde çok durulan ve gereksiz gerilim yaratan en önemli unsurlardan biri olarak "Devletin kullandığı dil" ön plana çıkıyor.
Bizler farkında değiliz.
Belki de, bu söyleme öylesine alıştık ki, karşımızdakilerin alınıp alınmadıklarını dikkate dahi almıyoruz. Devletin resmi sloganı medyanın dili olmuş.
Bu konuyu da yarın ki yazımda ele alacağım..
Mehmet Ali Birand
CEJNA WE PÎROZ BE DÎSA
Dîsa tê li her derê dengê axîn û lorîka
Emê kengê azadbin ji bin destê xwînmijoka
Azadî ê bimîne di devanda wek çîroka
Cejna we pîroz be dîsa dinav histirêka
Dev dikene lê îro dil bibirîne
Pîra hiştine xortê ciwan birine
Komkujiya vê gelê ji xwe re armanc kirine
Cejna we pîroz be dîsa jiyan qedexe kirine
Kirasê mirin li me kirine
Dinê de herkes vê zulmê dibîne
Dawîya vê tiştê bixêr nîne
Cejna we pîroz be dîsa xewnê me herimîne
Gellek tişt li serê me de qewimîne
Welatê minê nazdar zordest diherimîne
Rojên azad ji me re hêvî û evîne
Cejna we pîroz be disa Xweda me dibîne
'Erdnîgarîya me parvekirine îro neyarê me
Belawela bûne hemû gelê me
Spas jî tere kurdbook.net
Ê dilê me de bimîne tim evîna me
Cejna we pîroz be dîsa kesek wek me nebîne
Destana Dîrokê
Ey Dîcle û Ferat
We çend caran dîrok
di navbera xwe de
Ji nû ve daye nivîsandin ?
We çend gel di axa xwe de mêvan kirine?
Wê çend hezar salan li ser axa Mezopotamyayê
Şer berdewam bike ?
Bes e êdî axê !
Mirovan tu bin ax dikî
Bi xwîna mirovan kulîlk têne avdan
Ey Axa Mezopotamyayê
xwediyê te kî ye ?
Gilgameşê xweş mêr e, an Kawayê hesinkar e ?
De bêje heta kengî tu yê bêdeng bê ?
Kî nehêle li ser axa te şer çêbibe
Ew xwediyê te ye
[Yorum - Levent Köker] Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin muhalefet sorunu Şurası elhak doğru; "Kürt sorunu" Türkiye'nin en yakıcı, en kilit öneme sâhip, en temel siyâsî sorunu. Bu nitelikleriyle, târihî kökleri ve geleceğe dönük muhtemel etkileri birlikte değerlendirildiğinde, pek çok çağdaş toplumsal ve siyâsî sorun gibi, karmaşık. Bununla birlikte, sorunun karmaşıklığı, çözümsüzlüğü için bir gerekçe değil. Çözüm, soruna net kavramlara dayalı, önyargıların farkında olan, daha da önemlisi önyargıların yeniden üretilmesine neden olmayacak yaklaşımların geliştirilmesinden geçiyor. Öncelikle, sorunun adı üzerinde anlaşmak gerekiyor. Türkiye siyasetine hâkim olan yaygın milliyetçi atmosferin ağırlığı, sorunun "Kürt sorunu" diye adlandırılmasını uzun bir süre engelleyebilmişti. Bugün bu engellemenin aşıldığını ve "Kürt sorunu" adlandırmasının artık çok geniş bir toplumsal kabûl gördüğünü söyleyebiliriz. Bu nokta önemli, zira sorunun doğru teşhisi, çözümün de en başta gelen şartıdır ve Türkiye, bu bakımdan olumlu bir yere gelmiş bulunmaktadır. Evet, sorun "Kürt sorunu"dur ve ekonomik, kültürel ve siyasî boyutları bulunmaktadır. Bu boyutlardan bazılarını öne çıkararak sorunun adını değiştirmeye çalışmak da, dolayısıyla yanlıştır. Örneğin sorunu, "Güneydoğu'da devam eden feodal ilişkiler" gibi bir "bölgesel azgelişmişlik" sorunu veya bu azgelişmişliğin sonucu olarak kültürel "geri kalmışlık" bağlamında bir "coğrafî kalkınma" sorunu olarak görmek yanlıştır. "Sorun, bölgesel ekonomik kalkınmanın sağlanmasıyla çözülür" yanlışına yol açan bu hatalı teşhisle bağlantılı bir diğer yanlış da sorunu "terörizm"e indirgeme yanlışıdır. Kürt sorunu, bu boyutları da içermekle beraber, doğrudan Türkiye'deki Kürt varlığının kabûl edilmesine yönelik talepleri ifâde eden, bu doğrultuda Anayasa başta olmak üzere bir dizi hukukî ve idarî değişikliği gerektirdiği için de öncelikle siyasî nitelik taşıyan bir sorun niteliğindedir. Dolayısıyla, sorunun doğru adı "Kürt sorunu" ise, çözüm için yapılacak değişiklikler de, elbette "Kürt açılımı" diye adlandırılacaktır. Bununla birlikte, bu defa da hükûmetin öncülük ettiği "açılım"ın "Kürt açılımı" diye nitelendirilmesi üzerinde kamuoyunda bir tartışma yaşanmaktadır. Hükûmetin öncülük ettiği çözüm girişiminin "Kürt açılımı" olarak değil de "demokratik açılım" diye adlandırılması gerektiğini ileri sürenler, herhâlde Kürt sorununun çözümünün ülke siyâsetinin genel demokratikleşmesinden geçtiğini anlatmak istemektedirler. Bununla birlikte, çözümün adlandırılmasına yönelik bu yaklaşım iki noktada yanlış yorumlara neden olmaktadır. Bu yanlışlardan ilki, en uç noktası "Türkiye'de bir Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır" yaklaşımının güçlenebileceği bir siyâset zeminine katkıda bulunmasıdır. İkinci yanlış ise, "demokratik açılım" veya "demokrasi açılımı" tâbiriyle, demokrasinin Kürt sorununu çözeceğinin ifâde edildiğinin zannedilmesidir. Nitekim kamuoyunda bazı görüş sâhipleri, demokrasiye Kürt sorununu çözecek sihirli bir değnek rolü atfedildiğini ileri sürmekte ve bu "safdilce" yaklaşımı eleştirmektedirler. Böylece, bir zamanlar sorunun adı üzerindeki tartışmalarda yaşandığı gibi, şimdi de çözümün adı ve dolayısıyla niteliği üzerinde de benzer bir tartışma yapılmaya çalışılmakta, böylece çözümün düşünülmesi ve uygulanması üzerinde kamuoyu nezdinde fikrî engeller oluşturulmaktadır. Oysa hâl, böyle değildir. Türkiye'de evrensel standartlara uygun bir demokrasinin tam olarak tesis edilmesi, Kürt sorununun çözümü için bir usûlî önşarttır. Bu önşartın gerçekleşmesi, Kürt sorununun çözümünü kendiliğinden ortaya çıkarmayacak ama çözümü mümkün hâle getirecektir. Kısacası, demokrasi Kürt sorununun çözümü için gereklidir, ama yeterli değildir. "Kürt sorunu"nun içeriğine baktığımızda da, sorunun demokrasi ile olan bağını görebilmekteyiz. Sorunun çözümünü demokrasinin gelişmesine bağlayanları eleştiren görüş sâhiplerinin de belirttiği üzere, Kürt sorununun en uç noktasında, bugün artık pek dile getirilmeyen, "ayrılıkçılık" yatmaktadır. Türkiye topraklarının bir bölümünde bağımsız bir Kürt devleti kurulması talebini içeren ayrılıkçılığın yanında, merhum Özal'ın da bir dönem tartışılabilir bulduğu "federasyon" talebi ve nihayet mevcut üniter devlet yapısı içinde kalmak kaydıyla Kürt kimliğinin ve varlığının anayasal ve diğer hukukî-idari düzeylerde kabûlüne yönelik talepler gelmektedir. Bu son talepler arasında, Anayasa'da Türk ve Kürt halklarının Türkiye Devleti'nin kurucusu olduğunun açıkça belirtilmesinden vatandaşlık tanımının değiştirilmesine, Kürtçenin ikinci (bölgesel) resmî dil olarak kabûlünden Kürtçe anadilde eğitim hakkının tanınmasına, yerel yönetimde özerklik taleplerine uzanan bir sıralama yapılabilir. Bu taleplerden bazılarının (ayrılıkçılık ve federasyon gibi) şu an için gündemde olmamaları, Kürt sorununun tartışılma bağlamı içinde hiç yer almayacakları anlamına gelmez. İKTİDAR HER ÜLKEDE, MUHALEFET SADECE DEMOKRASİLERDE Bu geniş talep yelpazesini ve bunların ekonomik-toplumsal-kültürel bağlamlarını içeren bir karmaşık bütün olarak "Kürt sorunu", tüm yönleriyle ancak demokratik bir kamusal müzakere süreci ile çözülebilecektir. Bu sürecin temel özellikleri ise, (1) müzakereye katılacak herkesin eşit olması ve birbirlerini eşit kabûl etmeleri; (2) müzakere konusu hususlarda bütün bilgi (enformasyon) kaynaklarının herkese açık olması; (3) müzakere sürecinde hiçbir tabu veya yasak bulunmaması biçiminde özetlenebilir. Şimdi soralım: Türkiye'de Kürt sorununun tartışılması sürecinde bu üç özelliği tavizsiz biçimde içeren bir demokratik müzakere yapma imkânı var mıdır? "Kürt açılımı", öncelikle böyle bir demokratik müzakere sürecinin önünü açmalıdır. Bunun için, Türkiye demokrasisinin başta ifâde ve örgütlenme özgürlükleri olmak üzere, temel haklar ve hürriyetler konusunda evrensel standartlara kavuşması şarttır. Bu şart ise, demokrasi ile insan hakları arasındaki zorunlu bağlantıyı ortaya koymaktadır. Çok açık bir örnek, DTP hakkında devam etmekte olan kapatma davasıdır. Ne zaman karara bağlanacağı belli olmayan bu davanın hukukî dayanaklarının evrensel insan hakları standartlarına uygun olmadığı defalarca AİHM tarafından belirtilmiştir. Buna rağmen gereken Anayasa ve kanun değişiklikleri yapılmadığı için, bu dava, "Kürt açılımı" diye yola çıkan hükûmetin desteklenmesi gereken girişimlerini berhava edebilecek �teşbihte hatâ olmaz- bir "saatli bomba" misali durmaktadır. Temel hukuk reformları yapılmadan gerçekleşmesi, devlet yetkisi kullanma mevkiindeki kişilerin ve grupların "kaprisleri"ne ve bu anlamda belirsizliğe terk edilmiş süreçler, Kürt sorununa kalıcı bir çözüm getirmeyecektir. Bu nedenle, "Kürt açılımı", öncelikle Türkiye demokrasisinin standartlarını evrensel standartlar düzeyine yükseltecek bir yönde gelişmelidir. Bu gelişmenin sâdece hükûmet ve dolayısıyla AK Parti tarafından gerçekleştirilebilmesi mümkün değildir. Mevcut siyâsî iktidarı bu reformlara zorlayacak bir "muhalefet"e de ihtiyaç vardır. Üzülerek müşahede edilmektedir ki Türkiye siyasetinde muhalefet, ya demokrasinin çağdaş "çokkültürlü" ve "ulus-ötesi" niteliğinin çok gerisinde bir "tekkültürlü ulus-devlet" düzenini muhafaza etmeye ya da sorunun teşhisinden çözümün düşünülmesine kadar her boyutta hamasi bir "vatana ihanet" terminolojisi kullanmaya yönelmektedir. "İktidar her devlette vardır, ama muhalefet sadece demokratik devletlerde olabilmektedir" mealindeki özlü söz genel bir doğrudur. Türkiye'de ise âcilen daha çok demokrasi ve insan hakları talep eden bir muhalefete ihtiyaç bulunmaktadır.
İçişleri Bakanlığı'nın organize ettiği çalıştay vesîlesiyle gündemin en ön sırasına yerleşen "Kürt açılımı" tartışmalarında doğrularla yanlışlar birbirine karışıyor ve iş yine içinden çıkılmaz bir hâle getiriliyor.
