- Hits: 183
- 0 Comments
- Subscribe to updates
- Bookmark
DÖRT SAATE YAŞLANMAK..
2003 yılındaydı... Televizyonun başında oturmuş kanallara tek tek bakarak zaman geçiriyordum ekran başında ve birden Asım Yıldrırım' ın haber programının sonunda sunduğu Bir Yudum Hikaye bölümüne denk gelmiştim ki ilk defa görüyordum bunu. Haber programının sonunda izleyenlere hikaye anlatmak garip gelmişti ve kulak kabarttım. Aım Yıldırım, Sezen Aksu' nun Belalım şarkısının enstrumantel müziği eşiliğinde sunmaya başladı hikayesini. Hikayenin adı Bir Gecede Yşlanmak' tı. Kanalaı değiştireyim mi değiştirmeyeyim mi diye düşüne durayım hikaye çoktan başlamıştı anlatılmaya ve ilerledikçe daha da büyük bir odaklanmış bir halle dinlemeye başladım bu hikayeyi... Sonraları bir çok kez bu beğendiğim enfes hikayeyi programlarda dinleyenlere sundum. Peki, nasıl bir hikaye miydı? Buyrun, bu hikayeyi paylaşıyorum sizlerle.
Hikmet, belediyeye ait ekmek fabrikasında çalışan bir isçiydi. İşine çok dikkat eder, vazifesini ihmal etmemeye çalışır, kazancının helal olmasını isterdi. Fabrikayı hemen her aksam en geç o terk ederdi. Belediyenin ekmeği biraz daha ucuz olduğu için halk çok rağbet ediyordu. Kocaman fırının içini ara sıra temizlemek ihtiyacı hasıl olur, onu da genellikle HİKMET yapardı.
Ramazan bayramın son günüydü. Ertesi gün ekmek çıkarılacaktı. Hikmet, temizlik yapmak için fabrikaya gitti. İçeriye girip dış kapıyı kilitledi. Işıkları yaktı ve fırının kapağını açıp içerisine girdi. Gerekli temizliği yaptıktan sonra evine gidecekti.Sabaha karşı dörde doğru gelen isçiler de, gelir gelmez elektrikle çalışan fırının düğmelerini açacak, onlar hamuru yoğurup ekmekleri hazır edene kadar da fırın güzelce ısınmış olacaktı.
Hikmet temizliğe dalıp gitmişti. Bir taraftan da kendi yakıştırdığı şeyleri mırıldanıyordu.Tam o saatlerde fırının genç ustalarından olan Cengiz fabrikaya geldi. Kirlenmiş olan beyaz önlüğünü almak için uğramıştı. O aksam yıkattırıp, ertesi gün temiz temiz giymeyi düşünüyordu. Dış kapıyı açtığında şaşırdı. "Hayret,içerdeki elektrikler açık unutulmuş" diye mırıldandı.Gidip önlüğünü aldı. Fırının önünden geçerken açık duran fırın kapağını eliyle söyle bir itekledi. Çıkarken ışıkları söndürmeyi de ihmal etmedi.
Elektriklerin sönmesiyle Hikmet hemen firinin kapağına koştu. Fakat hayret, kapak üzerine kilitlenmişti. Var gücüyle bağırmaya basladı. Fırının kapağını yumrukladı. Çırpınması fayda vermiyor, sesini kimseye duyurması mümkün olmuyordu. Tüyleri diken diken oldu. Dehşete kapılmıştı. Uzun müddet kendisine gelemedi. Birazcık sakinleşince saatine baktı. Saat 23.05'i gösteriyordu.Yaklaşık beş saati kalmıştı. Bir anda ölümle burun buruna gelmişti.
Önce terlediğini hissedecek, sonra bunalacak, sıcaklık yavaş yavaş sürekli artacak , artacak, artacak; vücudundaki yağlar erimeye başlayacak, etleri kızaracak ve daha bütün bunlar olmaya başlamadan belki de o kalpten gidecekti. Belki de çıldıracaktı. Çılgın çılgın gülecekti...
Ah,o en güzeliydi. Bir delirebilseydi, düşüncenin kezzap gibi yakıcılığından kurtulacaktı. Fırından yeni çıkan ekmekleri eline alınca parmaklarında duydugu yanık acısı aklına geldi. Sadece o kadarı... Yanığın ilk safhası bile değildi ama hemen elinden bırakırdı. Simdi ekmekler gibi kendisi pişecekti. Bir kaç gün önceydi. İşçiler acıkmışlar,küçük tüpün üstünde yemek pişirmişlerdi. Bir aralık tüpün kızgın demirine değmişti eli. Hemen nasıl da kabarmış, su toplamış, sızladıkça sızlamıştı. Sadece iki parmağın acısına dayanamamış, soğuk suyun içinde tutmuştu. Ya şimdi?.. Yanan iki parmak ucu değil, bütün vücudu olacaktı. Gözlerinin önünde filmlerde yanan adamlar canlandı. Kendi hali daha da zordu. Bir anda yanmak değildi ki bu... Adım adım, hissede hissede ... Terleyerek çıldırarak, dövüne dövüne... İçerisinin ısındığını hissetti. Kapıyı kapatan her kimse fırını da yakmış mıydı yoksa?
Bu hararet böyle sürekli niçin artıyordu? Aman Allahım! Beklenen an çabuk gelmişti. Saatine baktı. Saat gecenin biri olmuştu. Nasıl geçmişti iki saat? Zaman su gibi akmıştı. Bir ömür gibi... Elleriyle duvarlara, demirlere dokundu. Yok canım... Korkusundan fırının yanmaya başladığını zannetmişti. Demirler soğuktu işte... Biraz sakinleşti. Evini düşündü. Hanımı, oğlu merak ediyor olmaliydı. Hanımını niçin azarlamıştı sanki çıkarken? Hayat arkadaşına karsı daha nazik, daha hürmetli olmali değil miydi? Ya çocuğunu... Keşke dövmemiş olsaydı onu... "Ah ahmak kafam" diye inledi.
Aklı çocukluğuna gitti... Gençliğine uğradı, tek tek dolaştı o günleri... Nasıl da daracık yerde sıkışıp kalmıştı. Fırında olduğunu hatırladıkça vücudunu ateşler basıyordu.
Cengiz ise evine gidip yatmıştı. Gece bir aralık yataktan sıçrayarak uyandı. Saatine baktı. Saat 3.15'ti. Bir rüya görmüştü. Arkadaşı Hikmet fırının içinde alev alev yanıyor, "Cengiz !!!" diye bas bas bağırıyordu. Nasıl bir rüyaydı bu böyle... Birden aklına geldi. Olmaz! Fırının kapağını Hikmet'in üzerine mi kapatmıştı yoksa? Hemen üzerini giyip sokağa fırladı. Hiç durmadan koştu. Gece isçileri henüz gelmemişlerdi. Kapıyı açtı, ısıkları yaktı. Hemen fırının kapağını açıp içeriye seslendi: "Hikmet!"
İçerden hiç ses gelmiyordu. Bir kaç defa daha bağırdı. Hikmet, öyle dalmıştıki, isminin söylendiğini duyunca irkildi. Olamazdı, yanlış duyuyor, hayal görüyordu. Fakat, yine duydu. Birisi 'Hikmet' diyordu. Hem fırının ışığıda yanmıştı. Karşısında Cengiz' i gördü. Fırından çıktı. Cengiz, bir anda hortlak görmüşçesine irkildi. Korkuyla:"Kimsin sen?" dedi. Hikmet' in Cengiz'e sarılmak için uzanan kolları bos kalmıştı. Hikmet hala ağlıyordu. "Ne demek sen kimsin? Hikmet' im işte, görmüyor musun? Dün akşam temizlemek için girmiştim. Birisi üzerime fırının kapağını kapattı" dedi.
-"Olamaz" diyordu Cengiz. "Sen Hikmet değilsin."
Hikmet ilk önceleri Cengiz' in bu hareketine bir mana veremedi. Nasıl olur böyle söyler, nasıl olur da mesai arkadaşını tanıyamazdı? Birden aklında bir şimşek çaktı. Hemen aynaya doğru koşup kendine baktı. Hayır, bu yüz, bu saçlar kendisinin olamazdı. Kırısmış ellerini, solmuş yüzüne, bembeyaz olmuş saçlarına götürdü. Bir gecede ihtiyarlamıştı. Hıçkırıklarla sarsılıyordu. Bir daha aynaya bakamadı. Kendisinden kendisi bile korkmuştu. Yanmanın ne demek olduğunu bilseler kim bilir bir gece de ne kadar insan ihtiyarlayacaktı. Yarın denilecek kadar kısa bir süre sonra yanmak ihtimali bu kadar hafife alınabilir miydi? Bası ellerinin arasında kala kaldı...
